"Galiba sensizlikten yoruldum"
"Benle olunca da benden yoruluyorsun"
"Sen de en az sensizlik kadar yorucusun"
"Ben senin varlığında hiç yorulmadım"
"Sen benim için yeteri kadar uğraşmadın"
"Sen benim için ne kadar uğraştın ki?"
"Senden nefret etmemek için yeterince"
"Benden nefret etme"
"Beni sevme"
"Beni bırakma"
"Gitmem gerek"
"Gitme"
skip to main |
skip to sidebar
İçimden bir ses dedi ki: "Yazmayı asla bırakma!" Ben de onu dinliyorum şimdi...
Klasik bir insanım ben,
Klasik hikayeler severim...
Sayfalar
haykırmaca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
haykırmaca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Salı, Mart 12, 2013
Pazar, Haziran 03, 2012
O Gün Geldi...
O gün geldi mi?
Hani uzun gibi olan bir süredir beklediğin o gün geldi mi?
Bekleyip beklemediğin önemli değil, o gün geldi mi?
İlla ki geleceğini bildiğin, sürekli ertelediğin o gün, korktuğun, gereksiz yere korktuğun, korkulacak bir şey olmamasına rağmen korktuğun o gün.
Sen günden değil kendinden korktun hep.
Hep kendinden.
Ne olacak ki o gün geldiğinde?
Ne olabilir ki?
Bilmiyorsun.
Bilinmezlikten korkuyorsun.
Olup bitse, büyümese...
Bekledikçe büyüyen bir korku, erteledikçe artan bir gerilim.
O gün geldi.
Bekle.
Az daha.
Yüzleşmek istemediğin şeylerle yüzleş.
O gün geldi.
Kaçma.
Kaçarak bir sonu gelmeyecek.
Sabret.
O gün geldi.
Ağlama.
Sen korktukça canavar devleşecek.
Korkmuyorsun.
Neden korkasın ki?
Yüzleşmek kaçtığın bir şey olmadı hiç senin.
Şimdi neden kaçasın ki?
Kaçma.
Yüzleş.
Sonra da sil at.
Yok et.
Korkma.
Hepsi bugün, şimdi, burda bitecek.
- bitemedi.sen değil o yüzleşmekten korktu ve vazgeçti-
(02.06.2012-topluca yazı yazma gününde yazdığım bir yazı)
Hani uzun gibi olan bir süredir beklediğin o gün geldi mi?
Bekleyip beklemediğin önemli değil, o gün geldi mi?
İlla ki geleceğini bildiğin, sürekli ertelediğin o gün, korktuğun, gereksiz yere korktuğun, korkulacak bir şey olmamasına rağmen korktuğun o gün.
Sen günden değil kendinden korktun hep.
Hep kendinden.
Ne olacak ki o gün geldiğinde?
Ne olabilir ki?
Bilmiyorsun.
Bilinmezlikten korkuyorsun.
Olup bitse, büyümese...
Bekledikçe büyüyen bir korku, erteledikçe artan bir gerilim.
O gün geldi.
Bekle.
Az daha.
Yüzleşmek istemediğin şeylerle yüzleş.
O gün geldi.
Kaçma.
Kaçarak bir sonu gelmeyecek.
Sabret.
O gün geldi.
Ağlama.
Sen korktukça canavar devleşecek.
Korkmuyorsun.
Neden korkasın ki?
Yüzleşmek kaçtığın bir şey olmadı hiç senin.
Şimdi neden kaçasın ki?
Kaçma.
Yüzleş.
Sonra da sil at.
Yok et.
Korkma.
Hepsi bugün, şimdi, burda bitecek.
- bitemedi.sen değil o yüzleşmekten korktu ve vazgeçti-
(02.06.2012-topluca yazı yazma gününde yazdığım bir yazı)
Etiketler:
haykırmaca,
içimden bir ses,
topluca yazı yazma
Salı, Ocak 03, 2012
başlıksız
Ruhsuzum.
Ya da ruhum bir süreliğine benden gitmiş.
Yalnızım.
Çaresiz olmadım belki çoğu zaman ama hissettiğim şu ara bu; Çaresizlik!
Sessizlik.
İmkansızlık dahilindeki imkanlar.
Yarınlardaki yansımalar.
Ses olmayan sesler..
Bedenden çıkan ruhun geri dönmek istememesi.
Onda kalmak istemesi.
Rüyaların geri gelmesi.
Can sıkıcı bir sürü detay!
İstememek!
Artık bitmiş olmalıydı demek!
Bağırsak da duyulmamak.
Lanet etmek!
Kusmak!
Çok kusmak!
Belki de çok içmek gerekmek.
Ağlamamak!
Artık ağlamadan hatırlamak.
Ama yine de o lanet günleri hatırlamak!
İsyan etmek!
Unutmayı gerçekten istemek ama başaramamak.
Böyle!
Bu günlerdeki hissiyatım böyle işte!
Ya da ruhum bir süreliğine benden gitmiş.
Yalnızım.
Çaresiz olmadım belki çoğu zaman ama hissettiğim şu ara bu; Çaresizlik!
Sessizlik.
İmkansızlık dahilindeki imkanlar.
Yarınlardaki yansımalar.
Ses olmayan sesler..
Bedenden çıkan ruhun geri dönmek istememesi.
Onda kalmak istemesi.
Rüyaların geri gelmesi.
Can sıkıcı bir sürü detay!
İstememek!
Artık bitmiş olmalıydı demek!
Bağırsak da duyulmamak.
Lanet etmek!
Kusmak!
Çok kusmak!
Belki de çok içmek gerekmek.
Ağlamamak!
Artık ağlamadan hatırlamak.
Ama yine de o lanet günleri hatırlamak!
İsyan etmek!
Unutmayı gerçekten istemek ama başaramamak.
Böyle!
Bu günlerdeki hissiyatım böyle işte!
Etiketler:
haykırmaca,
içimden bir ses
Pazartesi, Kasım 28, 2011
Elveda meyhaneci! Herkes sarhoş olamazken ben aşık olamıyorum! Ne ayak?
27.11.2011/ Pazar 16:00
Bu işte var bir yanlışlık diyorum ben. Hayır yani tamam aşık olmak o kadar kolay, basit bir duygu değil biliyorum ama, insanlardan etkilenemiyorum bile.
Yani etkileniyorum ama yeterince değil belki de. Bağlanamıyorum. Ve evet şu yazımda bahsettiğim gibi, sanırım artık ben de bir katil oluyorum.
Bu kötü, çok kötü hemde...
Ben onun gibi kötü bir insan olmak istemiyorum. Değilim de. Ama resmen insanlara olan güvenim sıfırın altında. Aşka olan inancım tamamen kayıp. Böyle karmaşalar içerisindeyim öyle yani. Canım sıkkın. Ruhum dargın. Bir şeyler ters gidiyor. Öyle...
İlacım bitti. Doktora gitmeye üşendim resmen. 1 haftadır anti-depresansızım. İlk defa geçen gece hüngür hüngür ağladım. Ki ben ilaca başladığımdan beri hiç ağlamamıştım. Böyle de bir garip kavram kargaşası içerisindeyim.
Bu yazıyı da teyzemlerdeyken yazıyorum. Elimde kalemim, kalemle yazmayı özlemişim resmen. Neyse. Hatta birazdan kuaföre gideceğim. Saçlarımla oynamamın zamanı geldi. Klasik kız depresyon belirtisi bu evet. Aman. Ne yapayım ya... Sıkıldım...
( Teyzemdeyken kaleme aldığım bu yazı burada tıkanmış kalmış... Zaten de yazamıyorum bu ara... Öyle işte...)
Etiketler:
deneme,
haykırmaca,
içimden bir ses,
saçmalamaca,
sevgili günlük
Pazar, Eylül 11, 2011
Pişmanım!
Durduramadım kendimi.
İçimde birikmişti, patladım.
Duramadım.
Pişman değilim.
Gerçek yüzler çıktı meydana.
Değer verdiğim insanın, bunca zamandır beni bıraktı gitti diye arkasından ağladığım insanın, gözyaşlarımın tek damlasına değmediğini öğrenmiş oldum bu sayede...
Pişmanım, ama sevdiğime, değer verdiğime...
Önemsediğime...
İnsan zannettiğime...
Duyguları var sandığım için pişmanım...
Aşk yok artık...
Yok benim lugatımda.
Benliğimde...
Cidden bir gıdım sevgim vardıysa onu da aldın gittin bu gece..
Bittin be.
Öyle bir düşmek ki bu gözden...
Öyle işte...
Ne teşekkür ne teessüf sana..
Hiçliksin artık bu bedende...
Bir hatadan başka hiçbir şey değilsin.
Pişmanım seni sevdiğimi zannettiğime.
Pişmanım...
İçimde birikmişti, patladım.
Duramadım.
Pişman değilim.
Gerçek yüzler çıktı meydana.
Değer verdiğim insanın, bunca zamandır beni bıraktı gitti diye arkasından ağladığım insanın, gözyaşlarımın tek damlasına değmediğini öğrenmiş oldum bu sayede...
Pişmanım, ama sevdiğime, değer verdiğime...
Önemsediğime...
İnsan zannettiğime...
Duyguları var sandığım için pişmanım...
Aşk yok artık...
Yok benim lugatımda.
Benliğimde...
Cidden bir gıdım sevgim vardıysa onu da aldın gittin bu gece..
Bittin be.
Öyle bir düşmek ki bu gözden...
Öyle işte...
Ne teşekkür ne teessüf sana..
Hiçliksin artık bu bedende...
Bir hatadan başka hiçbir şey değilsin.
Pişmanım seni sevdiğimi zannettiğime.
Pişmanım...
Etiketler:
deneme,
haykırmaca,
içimden bir ses,
sevgili günlük
Çarşamba, Eylül 07, 2011
Geçip giden zaman mı, hayat mı?
(04.09.2011 tarihinde, yazlıkta her zaman sallandığım salıncağımda kalbimden dökülen kelimeler topluluğu)
Bir yıl önce burda otururken kurduğum hayallerle, şimdi aynı yerde anımsadığım hayal kırıklıklarım arasında çok fark var. Zaman çabuk falan geçmiyor belki ama, her şey bir anda çok çabuk değişiyor. Bir yıl önce hayatımın uzun bir dönemini paylaştığım adamla, bozuk giden ilişkimizi onarma çabaları içinde, onunla ilgili hayaller kurarak oturuyordum bu salıncakta. Neler yapsak da ilişkimizin gidişatını kurtarsak diyordum. Oysa şimdi, biten o ilişkimi es geçersek, üstüne yaşadığım 19 günlük bir hayal kırıklığımın acısıyla boğuşuyorum yine aynı salıncakta. Evet 19 gün. Evet 3 yılla kıyaslanmayacak kadar kısa. Ama acısı daha taze olduğundan mıdır bilmiyorum ama daha çok yakıyor canımı. Belki de nedeni tamamen biteceğini beklemememden kaynaklanıyor, bilemiyorum. Aslında biliyorum da burada dile getiremiyorum. İkisinin de hatıraları başka başka. Asla kıyaslama yapamam aralarında. İkisinde de sevdiklerim başka çünkü. İlki bitmişti çünkü geçen sene bu zamanlar bitme sinyallerini vermişti. Çünkü artık sevgi yetmiyordu ve ben illa ki biteceğini biliyordum, hazırlıklıydım. Üzülmedim mi? Çook! Ağlamadım mı günlerce gecelerce? Ağladım! Bağıra çağıra ağladım. Ama biliyordum ki bitecekti. Hazırlamışım kendimi bu sona çoktan. Ve bitti. Acısı da dindi. Hoş hatıralar ve kalp kırıklıklarıyla bitti. Peki sonuncusunda ne oldu da, yas dönemi 3 yıllık biten ilişkiden bile uzun sürdü? Çünkü ben sığınacak bir liman aramıştım, ruhumu dinlendirmiş, yeni bir aşka hazır, konmaya yer aramıştım. O da yorgundu, yılgındı. O da liman aramıştı kendince. Ama hazır değildi. Bunu bile bile bana gel dedi. Ben bunu göre göre ona gittim. Sonra o hazır olmadığının daha da farkına vardı. Ve bitti. Hani bir şeyi çok istersin de olmayınca böyle mal gibi kalırsın ya. Hani tam ulaştım sanırsın, elinden uçup gider ya. Hani koyar ya. Hani can yakar ya. Öyle… Öyle canım yandı işte. Ha şimdi neden bu kadar uzun sürdü diye sorulacak olursa, ben nedenini çözdüm. Biliyorum. Bunun artık sürmemesi için ne yapmam gerektiğini, ya da nasıl halletmem gerektiğini bilemiyorum sadece. Ama tedavi görmeye başlamak bile bunun için bir adım değil midir? Kaybettiğim mutluluğumu geri kazanmaya çalışmak için didinmek de bir adım sayılmaz mı? Eğlenmek için çabalamak da savaşmak değil midir? Öyle. Dinleniyorum, ilaçlarımı içiyorum, gülüyorum, geziyorum, tozuyorum. Tekrar insan formuma geri dönüyorum… Yitip gidenler için de vah vah edip durmuyorum…
Bir yıl önce burda otururken kurduğum hayallerle, şimdi aynı yerde anımsadığım hayal kırıklıklarım arasında çok fark var. Zaman çabuk falan geçmiyor belki ama, her şey bir anda çok çabuk değişiyor. Bir yıl önce hayatımın uzun bir dönemini paylaştığım adamla, bozuk giden ilişkimizi onarma çabaları içinde, onunla ilgili hayaller kurarak oturuyordum bu salıncakta. Neler yapsak da ilişkimizin gidişatını kurtarsak diyordum. Oysa şimdi, biten o ilişkimi es geçersek, üstüne yaşadığım 19 günlük bir hayal kırıklığımın acısıyla boğuşuyorum yine aynı salıncakta. Evet 19 gün. Evet 3 yılla kıyaslanmayacak kadar kısa. Ama acısı daha taze olduğundan mıdır bilmiyorum ama daha çok yakıyor canımı. Belki de nedeni tamamen biteceğini beklemememden kaynaklanıyor, bilemiyorum. Aslında biliyorum da burada dile getiremiyorum. İkisinin de hatıraları başka başka. Asla kıyaslama yapamam aralarında. İkisinde de sevdiklerim başka çünkü. İlki bitmişti çünkü geçen sene bu zamanlar bitme sinyallerini vermişti. Çünkü artık sevgi yetmiyordu ve ben illa ki biteceğini biliyordum, hazırlıklıydım. Üzülmedim mi? Çook! Ağlamadım mı günlerce gecelerce? Ağladım! Bağıra çağıra ağladım. Ama biliyordum ki bitecekti. Hazırlamışım kendimi bu sona çoktan. Ve bitti. Acısı da dindi. Hoş hatıralar ve kalp kırıklıklarıyla bitti. Peki sonuncusunda ne oldu da, yas dönemi 3 yıllık biten ilişkiden bile uzun sürdü? Çünkü ben sığınacak bir liman aramıştım, ruhumu dinlendirmiş, yeni bir aşka hazır, konmaya yer aramıştım. O da yorgundu, yılgındı. O da liman aramıştı kendince. Ama hazır değildi. Bunu bile bile bana gel dedi. Ben bunu göre göre ona gittim. Sonra o hazır olmadığının daha da farkına vardı. Ve bitti. Hani bir şeyi çok istersin de olmayınca böyle mal gibi kalırsın ya. Hani tam ulaştım sanırsın, elinden uçup gider ya. Hani koyar ya. Hani can yakar ya. Öyle… Öyle canım yandı işte. Ha şimdi neden bu kadar uzun sürdü diye sorulacak olursa, ben nedenini çözdüm. Biliyorum. Bunun artık sürmemesi için ne yapmam gerektiğini, ya da nasıl halletmem gerektiğini bilemiyorum sadece. Ama tedavi görmeye başlamak bile bunun için bir adım değil midir? Kaybettiğim mutluluğumu geri kazanmaya çalışmak için didinmek de bir adım sayılmaz mı? Eğlenmek için çabalamak da savaşmak değil midir? Öyle. Dinleniyorum, ilaçlarımı içiyorum, gülüyorum, geziyorum, tozuyorum. Tekrar insan formuma geri dönüyorum… Yitip gidenler için de vah vah edip durmuyorum…
Etiketler:
haykırmaca,
içimden bir ses,
saçmalamaca,
sevgili günlük
Cumartesi, Ağustos 13, 2011
Eğer ki gideceksen, bana hiç gelme lütfen...
Gel şimdi seninle bir anlaşma yapalım.
İster dostum ol, ister sevgilim, ister can yoldaşım.
Kendin ne olmak istediğinden emin değilsen sakın bana gelme.
Boş vaatlere doydum çünkü ben.
Yenisini bulduğunda gideceksen, bana hiç bulaşma bile.
Yoruldum ben çünkü "bir soluklanayım sende, biraz zaman geçirelim ben yenisini bulunca gideceğim" diyen tiplerden ben.
Sürekli bu tarz insanlarla tanışıyor olmaktan sıkıldım.
Sevgilim olma emin değilsen.
Arkadaşım bile olma.
Hatta bir "merhaba" mız bile olmasın mümkünse.
İki hafta iyi davranıp üçüncüsünde arayıp sormayacaksan, lütfen derdimle ilgileniyormuş gibi yapma.
Bana dostluk ümidi verme.
Seninle anı paylaşmayayım ben.
Senin var olduğunu bile bilmeyeyim.
Sahte dostluk o kadar çok ki etrafta, bak aşk demiyorum, o zaten yok!
Ama sahte dost olacaksan bana, lütfen hiç sorma bile derdimi...
Önce kendinden emin ol.
Ne olmak istiyorsun, neyim olmak istiyorsun?
Ya da istemiyor musun?
Önce buna karar ver, sonra adım at.
Beni daha fazla germe...
İster dostum ol, ister sevgilim, ister can yoldaşım.
Kendin ne olmak istediğinden emin değilsen sakın bana gelme.
Boş vaatlere doydum çünkü ben.
Yenisini bulduğunda gideceksen, bana hiç bulaşma bile.
Yoruldum ben çünkü "bir soluklanayım sende, biraz zaman geçirelim ben yenisini bulunca gideceğim" diyen tiplerden ben.
Sürekli bu tarz insanlarla tanışıyor olmaktan sıkıldım.
Sevgilim olma emin değilsen.
Arkadaşım bile olma.
Hatta bir "merhaba" mız bile olmasın mümkünse.
İki hafta iyi davranıp üçüncüsünde arayıp sormayacaksan, lütfen derdimle ilgileniyormuş gibi yapma.
Bana dostluk ümidi verme.
Seninle anı paylaşmayayım ben.
Senin var olduğunu bile bilmeyeyim.
Sahte dostluk o kadar çok ki etrafta, bak aşk demiyorum, o zaten yok!
Ama sahte dost olacaksan bana, lütfen hiç sorma bile derdimi...
Önce kendinden emin ol.
Ne olmak istiyorsun, neyim olmak istiyorsun?
Ya da istemiyor musun?
Önce buna karar ver, sonra adım at.
Beni daha fazla germe...
Etiketler:
haykırmaca,
içimden bir ses
Perşembe, Ağustos 11, 2011
Ben; geçiş basamağı! Durmayın, basın ve geçin...
Sevgilinden mi ayrıldın?
Aşk acısı mı çekiyorsun?
Durma, Ece burada.
Anlat derdini, ilgilen, sıcak davran...
Geçti mi acıların?
Bas git.
Burası sadece bir basamak.
Burada kalamazsın.
Kullanabileceğin kadar kullan, sömürebileceğin kadar sömür...
Sonra da çek git.
Çünkü burası bir basamak, burada durup trafiği sıkıştıramazsın.
Sıradaki gelecek, o da aşk acısını atlatana kadar bu basamakta bekleyecek, anlatacak derdini, ilgi gösterecek, sonra o da gidecek.
Kimse bu basamakta sonsuza dek beklemeyecek.
Hep sıradaki gelecek ve gidecek.
Burada sabit olan tek şey Ece.
Yaralarına her yeni gelende yeni yaralar ekleyen bir tek Ece.
Ece sadece bir basamak işte, sen sadece üstüne bas ve geç...
Etiketler:
deneme,
haykırmaca,
içimden bir ses
Cuma, Ağustos 05, 2011
Oysa...
Sakin, sessiz bir yolda yürüyordum yavaş yavaş adımlarla.
Uzaktan dalgaların sesi geliyordu kulağıma.
Yönümü dalgalara doğru çevirdim.
Deniz kıyısına varmalı, sahilden, denizin içinden yürümeliyim diye düşündüm.
Yavaş yavaş o tarafa doğru yürüdüm.
Dolunayın aydınlattığı yolda benden başka kimsecikler yoktu.
Ve gece giderek kararıyordu.
Bir şeyler olacağını sezinlesem de, yoluma devam ettim.
Sahile vardığında neredeyse zifiri karanlık olmuştu.
Dalga seslerini duyuyor, ama denize bir türlü ulaşamıyordum.
Sonra karşımda bir siluet belirdi.
Sendin.
Yine sen.
"Neden burdasın?" dedim sana.
"Ben hiç gitmedim" dedin.
Yalan!
Bana yine yalan söyledin.
Sen gittin!
Gitmiştin.
Yere çöktüm, ağlamaya başladım, "Yapma bunu bana" diye yalvardım sana.
"Git" dedim, "Git! Gelme, çıkma karşıma bir daha".
"Olmaz" dedin, "Ben hep geleceğim, hep burada olacağım".
"Olma" dedim sana, yalvardım, "Bana ümit verme".
Ama sen dinlemedin.
Saatlerce ağladım, sen de saatlerce orada öylece karşımda durdun ve beni izledin.
"Ağlama" demedin, ya da "Seni seviyorum".
Ama "Orada öylece durman bile benim için bir ümit" dedim, dinlemedin.
Ne sen gittin, ne de ben kalkıp sana gelebildim.
Aramızda beş adımdan fazla yoktu ama, o kadar çok derin bir boşluk vardı ki, adım atmaya korktum.
Sense adım atmak için orada yoktun.
Sadece bedenen oradaydın.
Ruhen, kalben olmak istediğin yer burası değil biliyorum.
"Git" dedim sana.
Gitmedin.
Sonra ben yine sıçrayarak uyandım.
Sen aslında yine yoktun.
Her gece olduğu gibi, gittiğinden beri istisnasız her gece olduğu gibi, sen yine yoktun.
Kendime gelmem, bunun bir kabus olduğunu anlamam yine uzun sürdü.
Artık bünyem seni öyle dışlıyor ki, beni senden korumayı öyle çok istiyor ki, rüyama her girdiğinde, yani her gece, sıçrayarak uyanıyorum.
Korkuyorum.
Kalbim çarpıyor hızlı hızlı.
Sonra sakinleşiyorum.
"Rüyaydı, hatta kabustu" diyorum.
Sonra tekrar uyumaya çalışıyorum.
Sonra seni hatırlıyorum.
"Neden" diyorum, "Neden giriyorsun rüyalarıma, neden?"
Ama ne sen cevap verebiliyorsun bana, ne de ben bir cevap bulabiliyorum kendime...
Seni rüyamda görmeyi kafama takıyorum, seni düşünüyorum, seni düşünmeyi bırakamadığım için rüyamda görüyorum, kısır bir döngüde hayat yani benim için...
Sen neler yaşıyorsun, bilmiyorum...
Belki de bilmek istemiyorum...
Bilmiyorum...
Etiketler:
deneme,
haykırmaca,
içimden bir ses,
saçmalamaca
Çarşamba, Temmuz 27, 2011
İnsanlar nankör olmasın, hayat bayram olur belki...
Bazı insanlar gerçekten çok nankörler.
Hem elindekinin kıymetini bilmiyorlar, hem de sonra dert yanıyorlar.
Neden?
İnsanlar neden nankörlükten zevk alıyorlar?
Ya da neden elindekinin kıymetini bilmiyorlar?
Cidden çok sinirliyim bu konuda.
Söylemek istediğim çok şey var, söylememem gerek ama.
Çünkü ben konuşmaya başlayınca biliyorum ki çok insan alınacak üstüne ve genelde bu doğru insanlar olacak, sonra da kırılacaklar bana doğruları söylüyorum diye.
Ben sevmiyorum insanları kırmayı.
Bu yüzden hep -çoğunlukla- içime atarım kızgınlığımı.
Ama nankör olmasın insanlar!
Neleri neleri bulamayanlar var, elindekilerle yetinmeyi öğrensinler.
Elindekinin kıymetini bilemeyip, daha iyisini aramaya çıkmasınlar.
Elindekinden de olup ortada bomboş kalıp sonra da nankörlük yapmasınlar.
Yapmayın işte.
"Gerçek sevgi" denen şey çok az bulunuyor zaten artık, biri size bunu vermişse, daha iyisini aramaya çalışmanın ne gereği var?
Bulmuşsan bırakmanın ne gereği var...
Yok işte..
İnsanlar nankör...
İnsanlar kötü.
Kimse "sevginin" kıymetini bilmiyor.
Sevilen sevenin değerini anlamıyor.
Yazık...
Olan hep sevene oluyor...
Hep çok sevene...
Etiketler:
haykırmaca,
içimden bir ses,
tavsiye,
toplumsal kaygı
Perşembe, Temmuz 21, 2011
Bitmesi gerekiyordu, bitmeliydi, yapmalıydım...
Büyük bir adım atmış olabilirim kendimce.
Sildim seni hayatımın göz önünde olduğun kısmından.
Çıkarttım attım.
Şimdi sıra kalbimde.
Ordan da gitceksin zamanı geldiğinde.
Göz görmeyince gönül katlanır ilkesine dayanarak, sildim seni.
Kalbimden de gitceksin.
Gitmelisin.
Öyle.
Kural bu....
Etiketler:
haykırmaca,
içimden bir ses,
saçmalamaca,
sevgili günlük
Çarşamba, Temmuz 13, 2011
Silkelen ve kendine gel!
(Dikkat: Bu yazı tamamen kendimi kendime getirmek amacıyla yazılmıştır. Ne kadar gözümün önünde olursa o kadar çabuk kendime geleceğim umulmaktadır.)
Nereye kayboldu o asi kız?
Hani her şeyin üstesinden gelebilen, pes etmeyen, savaşan o asi kız?
Nereye attın gururunu?
Kimin ayaklarının altına?
Değer mi değmeyecek bir aşk uğruna kendini bu kadar yerin dibine sokmaya?
Silkelen ve kendine gel gerizekalı.
Sen bu değilsin!
Hani nerde senin o gülen gözlerin?
Sen ki neleri atlattın, neleri başardın.
Bir gerizekalı "aşk"ı mı yenemeyeceksin?
Zormuş unutmak, peh!
Zor falan değil mankafa.
O kalın kafana sok bunu.
Sen gözünde çok fazla büyütüyorsun sadece.
Yeter artık bu melankoli.
Yeter artık kendine gel!
Sen bu değilsin!
O etrafa neşe saçan kız geri gelsin.
Bu somurtuk haller bitsin artık.
Değer mi bir HİÇ uğruna?
Değer mi gururunu yere sermeye?
Öyleyse?
Bitir şu kavgayı ve galip gel!
Sil ONU artık kalbinden ve beyninden.
Yeter!
Etiketler:
haykırmaca,
içimden bir ses,
tavsiye
Pazar, Temmuz 10, 2011
Lütfen kurtar beni senden...
Yine sarhoşum ki ben.
Alkolik olursam sebebi sen olacaksın sevgilim, üzgünüm...
İçiyorum, çünkü seni unutmak silmek istiyorum beynimden.
Olmuyor ama malesef...
Olmuyor.
Ne zaman çıkıp gideceksin beynimden, kalbimden, benliğimden.
Defol git artık ya!
Canım çok yanıyor artık benim.
Git benden.
Kurtar beni senden.
Hatırlar mısın bilmiyorum, bir gün sen de sarhoştun da bana demiştin "kurtar kendini benden" diye.
Heh! Onu istiyorum senden tam da, kurtar beni senden!
Azad olmak istiyorum.
Uçup gitmek istiyorum başka diyarlara...
Senden kurtarmak istiyorum kendimi...
Nasıl bu kadar sevdim seni ben de anlamadım.
Sevdim ama işte..
Çok hem de...
Unutacağım elbet seni bir gün biliyorum...
Ama ne zaman?
Ne zaman tamamen biteceksin bende?
Bit artık lütfen!
Seni sevmekten yoruldum...
Her gece hayalinle uyumaktan yoruldum...
Her gece rüyamda seni görmekten yoruldum...
Gittiğinden beri, seni rüyamda görmediğim bir gecem geçmedi.
Kurtar artık beni bu azaptan!
Bana daha kötü ne yapabilirsin bilmiyorum ama, yap bir şeyler ki unutayım artık seni.
Çok yorgunum.
Ağlamaktan yoruldum, savaşmaktan yoruldum, sensizlikten yoruldum!
Ve artık biliyorum asla bir daha birlikte olamayacağımızı...
O yüzden ne olursun kurtar beni senden!
Sevmek istemiyorum artık seni...
Ama çok seviyorum ki!
Lanet olsun çok seviyorum!!!
Etiketler:
haykırmaca,
içimden bir ses
Çarşamba, Temmuz 06, 2011
Yine mühendis olamadım
E artık garipsemiyorum bu durumu.
Mühendis dediğin düşünmez ya, birebir ezberler ya.
Ben de düşünmüyorum neden mühendis olamadım diye.
Cevabı belli, ezberleyemiyorum.
Bu.
Tamam bir tane dersi geçemeyeceğim belliydi, çünkü çalışamamıştım, çünkü nedenim vardı.
Ama ya diğeri?
Hani şu kaç gün durmadan baktığım, ve üstüne uykusuz kaldığım...
Sonra sınavda gayet güzelce anlattığım...
Neden ondan geçemedim?
Pardon, geçrilmedim?
Birebir de ezberleyebilmek için gayet uğraşmıştım halbuki.
Eh ne yapalım.
Belki seneye oluruz, belki ondan sonraki seneye...
Ya da hiç olamayıp pes ederiz, fabrika kızı falan oluruz nolcak ya?
En kötü buluruz bir zengin koca, bitti gitti.
Ne gerek var mühendis olmaya değil mi?
Hayır burdan o sevgili iki hocama da tüm kötü dileklerimi, beddualarımı, küfürlerimi göndermek istiyorum.
İnsan harcamak ne kadar da kolaymış.
Teşekkürlerimi bir borç bilirim efendim kendilerine.
Harcımdan alcakları para geçemesin lütfen boğazlarından bir zahmet.
Zehir zıkkım olsun.
Olsun da olsun işte.
Nasıl doluyum, nasıl sinirliyim anlatamam.
Murphy de sağolsun haklı olmaya doymuyor.
Kötü şeyler geldikçe üst üste geliyor.
Neyse efendim.
Öyle işte.
Sonuç olarak, ben yine mühendis olamadım.
Yine diplomasız işsiz konumundayım.
Hayırlısı...
Etiketler:
haykırmaca,
içimden bir ses
Salı, Temmuz 05, 2011
Sevgili günlük; ben artık unutmak istiyorum...
Şimdi ben dün gece sarhoştum.
Yani öyle çok değil, kendimi kaybedecek kadar çok değil en azından - ki öyle olsaydım belki daha güzel olabilirdi- eve döndüğümde biriken kelimelerimden "lanet" dolu bir yazı yazdım...
Onu burda paylaşmak ve paylaşmamak arasında çok kararsız kaldım...
Yani bir bakıma içimde ne varsa kusmuşum resmen, şimdi tekrar okuyunca "vay be amma dolmuşum aslında" dedim.
Diyordum ya, kızamıyorum bile ben bu adama diye, aslında kızabiliyormuşum bunu farkettim...
O benim hayallerimi çaldı çünkü...
O benim aşkımı çaldı...
O benim güvenimi darmadağın etti...
O bana elleriyle verdiği umudu, yine elleriyle aldı ve gitti...
Beni ortada bomboş bıraktı böyle...
İçimde az da olsa var olan mutluğu arttırıp, sonra birden hepsini aldı gitti, mutsuz bıraktı...
Ruhumda kocaman bir boşluk bıraktı...
Yani aslında çok şey var kızılacak...
Çok şey var bağırıp yüzüne kusulcak...
Bunları farketmek daha iyi geldi bana...
Unutma sürecimi kısaltır belki diye umuyorum çaresizce.
Yani aslında nefret etmek değil de bu, ki nefret etsem aşk ölürdü bu iyi olurdu, ama nefret etmek değil de bu kızmak bildiğin..
Çok kızıyorum!
Çok kırıldım, çok yaralandım, çok ağladım...
Ama nefret değil işte bu...
Kızgınlık...
Bağırsam da geçmiyor, içimi döksem de geçmiyor, yüzüne söylesem de geçmicek biliyorum...
Öyle saçma sapan bi haldeyim yine işte...
Ama geçecek biliyorum.
Zamanı geldiğinde bu da geçip gidicek...
Bu yarı yolda yapayalnız kalmışlık hissi de bitecek...
Gerçekten beni anlayan dostlarım olmasaydı, daha zor atlatabilirdim bu günleri...
İnsanın böyle zamanlarda yalnız kalmaması çok daha önemliymiş bunu da öğrendim mesela...
Kafamda kurduğum pembe rüyalardan gerçekliğe doğru uyandım sayelerinde...
Ben saf saf "ama ben mutluydum" derken aslında ne kadar mutszu olduğumu, ve ne kadar yaralı olduğumu gösterdiler bana...
Gerçekten beni anlayan dostlarım olmasaydı, daha zor atlatabilirdim bu günleri...
İnsanın böyle zamanlarda yalnız kalmaması çok daha önemliymiş bunu da öğrendim mesela...
Kafamda kurduğum pembe rüyalardan gerçekliğe doğru uyandım sayelerinde...
Ben saf saf "ama ben mutluydum" derken aslında ne kadar mutszu olduğumu, ve ne kadar yaralı olduğumu gösterdiler bana...
Neyse öyle işte...
Sonsöz Eshevar'dan gelsin;
"Yolda bırakılmışlık acısı budur.
Sol tarafta "keşke"ler, sağ taraftaysa "ya böyle olsaydı"ları görebilirsin.
İleriye doğru giden yoldaki pencerelerin hepsi geriye bakmaktadır ve geçmişten küçük, kısa ve anlamsız görünen ama aslında çok değer taşıyan anıları göstermektedirler..."
Etiketler:
haykırmaca,
içimden bir ses,
sevgili günlük
Cuma, Haziran 24, 2011
Gereksiz işler müdiresiyim ben...
Anlamıyorsunuz ki.
Çok sıkılıyorum ben.
Yapacak hiçbir şeyim yok!
Olsa da yapabilecek gücüm de yok zaten.
Çok yorgunum aslında.
Dinlenmeye ihtiyacım var.
Kafama bazı şeyleri takmamayı öğrenmeye ihtiyacım var.
İnsanlar beni anlamamak için güç birliği oluşturmuş sanki.
Derdimin ne olduğunu kimse anlamıyor, anlamak için uğraşmıyor.
Gözyaşlarımın içime içime aktığını kimse görmüyor.
Sonra ben oluyorum her şeyin sorumlusu.
Yoruldum ama.
Bitsin artık.
Yeni bir sayfa açılsın hayatımda.
Oturmaktan sıkıldım.
Herkesin çok biliyormuş gibi aynı aklı vermesinden de sıkıldım.
Salak değilim heralde ben de.
Aptal da değilim.
Anlamayan sizsiniz bi kere!
Sürekli kendinden şikayet eden insan olmaktan da sıkıldım!
Şikayet etmekten de sıkıldım!
Sıkıldım işte hayattan ben!
Çok sıkıldım!
Şikayet etmekten de sıkıldım!
Sıkıldım işte hayattan ben!
Çok sıkıldım!
Neyse ben biraz daha kusayım.
Belki rahatlarım!
(İçimi dökmeye ihtiyacım var! çok biriktim, çok bunaldım!)
(İçimi dökmeye ihtiyacım var! çok biriktim, çok bunaldım!)
Etiketler:
haykırmaca,
içimden bir ses,
saçmalamaca
Pazartesi, Haziran 20, 2011
Yaralarsan yaralanırsın aslında...
Herkes bir şeyler saklar, herkesin sırları vardır, herkes bir şeylerden korkar.
Korkar da korkuyu yenmek için bir şeyler yapacağına etrafındakilere saldırır, onları yaralar.
Onlar da korksun ister.
Peki ne kadar başarılı olur?
Sadece kendini kandırmayı sürdürebildiği kadar.
Oysa ki yapması gereken bambaşkadır.
Yapması gereken kendi iç dünyasındaki yalnızlığa son vermesidir.
Korkusunun üstesinden gelmeye çalışmasıdır.
Ama çoğunlukla bunu da yapmaktan korkar.
Bu yüzden saldırır olabildiğince etrafına.
Etrafındakiler ne kadar yara alırsa o o kadar mutlu olur.
Sadistçe bundan huzur bulur.
Oysa ki farkına varmaz, böyle devam ederse etrafında kimse kalmayacak.
Başkalarının acısıyla mutlu olarak bir yere varamayacak.
Öğrenmesi gereken tek şey, başkalarının mutluluğuna hasetlenmemesi gerektiği.
Yapması gereken tek şey "kıskançlık" olgusunu bastırması gerektiği.
İnsanları olduğu gibi kabul edebilmeyi öğrenmeli sadece, insanları böyle sevebilmeyi.
Kendisi nasıl istiyorsa değil, insanlar nasılsa onları öyle görebilmeyi.
Evet kimi insanlar çok şanslı, kimileri çok mutlu...
Bunlara özenilerek bir yere varılamaz ki...
İnsanlar belli bir şansla doğar belki ama, bunu geliştirmek kendi ellerinde ki.
Kimse kimseden üstün değil aslında, sen onları kendinden üstün görüyorsan öncelikle hatayı kendinde ara.
Kimse ne senden çok üstün, ne de senin altında.
Önce bunun farkına varmalısın aslında.
Belki o zaman baktığın bu sahte dünyanın duvarlarını yıkarsın da, sen de içinde bulunması gereken gerçek huzura ulaşırsın.
Belki o zaman hiç kötülük kalmaz bu dünyada...
...
Etiketler:
haykırmaca,
içimden bir ses,
tavsiye
Cuma, Haziran 17, 2011
Sen mezun etmesen de ben Mühendisim arkadaş!
Ben de mezun olmak istiyorum ama neden yapamıyorum?
Oysa ki finallerde çalışmıştım ben en azından 6'da 3 geçebilseydim.
Şu an 6'da 4 kaldım bir tane de açıklanmayan var...
Neden beni sevmiyorlar da absürt notlarla bırakıyorlar?
Neden yani?
Hadi birebir ezber yapmak gereken dersleri geçtim ya diğerleri?
Yok ya, ben mezun olmasam da aslında oldum ki mühendis!
Hem mühendis dediğin ezber mi yapar ya?
Ne boktan bir eğitim sistemidir bu ya?
Kitapta yazanın aynısını yazamıyorsan geçemezsin - yok ya!
Öyle çok sinirli, öyle çok gerginim ki!
Neden böyle mal insanlar hoca oluyor?
Vicdan denen olgudan neden bu kadar uzaklar?
Geceleri yastığa başlarını koyduklarında nasıl rahat uyuyorlar?
"Bugün de 100 kişiyi bıraktım helal olsun bana" diye mi düşünüyorlar napıyorlar?
En basit olması gereken derslerden bile yüzlerce insanı bırakıp, senelerinden çalıyorlar.
Şerefsizlik değil de ne ki bu?
Şerefsiz işte hepsi ki!
Nefret ediyorum ya!
Köprüyü geçene kadar ayıya dayı da demiyorum arkadaş!
Varsın olsun ben de mezun olmayayım o zaman!
Ne yapayım yani ezberleyemiyorsam?
Bildiğim konulardan kalmak çok saçma ya!
Anlat de bana en ince ayrıntısına kadar anlatırım sana.
Ama kendi cümlelerimle.
Çünkü hani ben MÜHENDİS olcam ya, hani mühendis dediğin öyle olur ya.
Ama yok, saçmalıyorum ben.
Mühendis dediğin düşünür mü hiç ne saçma şey o öyle.
Ezberliceksin! Kaçarın yok!
Olur da bir gün mezun olursam..
Hani bi hata olur da ben mezun olursam...
O ezberlemem için önüme konulan notlar var ya onlar...
Ben biliyorum ne yapcağımı onlarla ya du bakalım!
Neyse öyle işte...
Etiketler:
haykırmaca,
içimden bir ses
Cuma, Haziran 03, 2011
..Bilmem Anlatabiliyor muyum?..
Gel-gitler oluyor yine yüreğimde.
Adım atmaktan korkan yürek, önce yarım adım atıyor ileriye, sonra bir adım geriye kaçıyor.
Sonra beş adım daha geri.
Geri geri daha ne kadar gerileyebilir onu da bilmiyorum ya.
Korkuyorum kaçıyorum.
Tam cesaretim geliyor, üç-beş adım ilerliyorum yeniden.
Sonra bir duvar çıkıyor karşıma, duruyorum.
Öyle bir noktaya geliyorum ki, ne ileri gidebiliyorum, ne de geri.
Geri gitmek istemiyorum zaten, amacım ileri gidebilmek.
Ama bu duvarı aşamıyorum.
Diğer tarafa geçemiyorum.
Yanına ilerleyemiyorum.
Olduğum yerden de memnun değilim.
Gelmek istiyorum, ama gel demiyorsun.
Git de demiyorsun.
Zaten sorun tam olarak burada galiba.
"Git" de demiyorsun.
Duruyorum.
Duvarın önünde, tek başıma.
Duvarın arkasında da sen, bana elini uzatmadan.
Öylece bekliyoruz.
Oysa ben sana derdimi anlatmak istiyorum deli gibi.
Söylemek istiyorum içimden geçenleri.
Ama sen duvarın öteki tarafından duyabiliyor musun beni bilmiyorum.
Duyup da duymamazlıktan da geliyor olabilirsin diye de korkuyorum.
Bana "git" demenden korkuyorum.
Ama sen hiçbir şey demiyorsun.
Sadece susuyorsun.
Oysa ben sana haykırıyorum işte...
Yani...
Etiketler:
haykırmaca,
içimden bir ses
Cuma, Mayıs 20, 2011
Saplanmadan yaşamaya çalışmak...
Depresyon kokuyor ortalık.
Ama ben tıkadım burnumu ki.
Depresyona girmek şu an yapılması gereken en son işten bile sonra gelmeli.
Üzülüyor muyum bilmiyorum da, kafama takıyorum.
Çok takıyorum.
Sürekli onu düşünüyorum.
Kötü bu.
En son hayatımın merkezine birini koyduğumda saplantı haline getirmiştim.
Yine öyle olmasından korkuyorum.
Zaten bir aşk ne kadar imkansızsa o kadar saplantılı oluyor bende.
Saplantılardan kurtulmak gerek aslında.
Saplanmamak lazım birine körü körüne.
Saplantı kötü, pis bir şey.
Saplanmak istemiyorum ona.
Ama benim olsun istiyorum.
Kalbi benimkinin yanında çarpsın istiyorum.
Bencilim.
Kendimi ve kendi huzurumu düşünüyorum.
O ne düşünüyor bilmiyorum.
Belki de o da bencilce bambaşka birini düşünüyor onu sevsin diye.
Ortak noktada buluşamayacağız belki de asla.
Ya da belki de ikimiz de aynı noktayı ararken kaybolacağız birbirimizin duyguları içinde...
Artık işaret aramaktan da vazgeçtim, hayatıma devam etmeye çalışıyorum umarsızca...
Etiketler:
haykırmaca,
içimden bir ses
Şiir de okurum ki ben diyenlere...
Ayrıca Burdayım..
Etiketler
- içimden bir ses (77)
- deneme (43)
- haykırmaca (27)
- saçmalamaca (25)
- sevgili günlük (15)
- kurgusal saçmalamalar (6)
- masal (6)
- toplumsal kaygı (6)
- tavsiye (5)
- kurgusal gerçekler (2)
- sorular (2)
- veda (2)
- şiirmişcesine (2)
- cevaplar (1)
- devamı gelecek (1)
- mektup (1)
- pes etmişlik (1)
- tanımlar (1)
- topluca yazı yazma (1)