Klasik bir insanım ben,
Klasik hikayeler severim...
toplumsal kaygı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
toplumsal kaygı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Mayıs 25, 2012

Olmadı Baştan...

Yani sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı? - Nazım Hikmet

Hayat bazen çok böyle değil mi?
İstiyoruz ve olmuyor diye, gözyaşı dökmek niye?
Karşılık beklemeden yapılmalı bence sevmek.
Sadece sevmek.
Nerde okuduğumu anımsayamadığım bir yerde diyordu ki, "ben sadece kendimden emin olabilirim seni sevdiğimden, sen istediğin kadar seni seviyorum de bana bunu kanıtlamayazsın" bu tarz bi yazıydı işte.
Doğru bence.
Sadece sevmekle yükümlüsün.
Karşı tarafa tek bir kelime bile edemezsin.
Etmemelisin de..
Öyle işte...






(anlatmak istediklerimi anlatamadığım çok saçma bir yazı oldu bu evet!)

Salı, Ekim 04, 2011

İnsanlar var, "insan"lar var... var işte...

Ne kadar az seçim yapabilme şansına sahibiz aslında.
Mesela ailemizi seçemiyoruz, iyisiyle kötüsüyle onları öyle kabul ediyoruz...
Aşık olduğumuz adamı seçemiyoruz kimi zaman, imkansızlığını bile bile gönül takılıp kalabiliyor istemediğimiz birilerine.
Arkadaşlarımızı belki biraz seçebiliyoruz desek de, seçtiklerimizin çoğu maskeli olabiliyor...
Seçtiğimiz insan aslında bambaşka birisi çıkabiliyor...
Her telden insanoğlu var şu dünyada...
İnsan gibi görünen ama olmayanlar da var.
Garip bir dünya, garip bir döngü...
Yüzsüz dolaşanından binlerce yüzler takınanlara kadar...
Milyonlar belki de milyarlarca "insan"ımsı var...
Peki amaç ne?
Kötülük yapmadaki amaç ne?
İkiyüzlü olmanın amacı ne?
Dengesiz davranmanın amacı ne?
Ruhsuz, düşüncesiz olmanın amacı ne?
Anlamıyorum ve hiç anlayabilecekmişim gibi gelmiyor bana...
İnsanların neden kötü olmayı seçtiklerini anlamıyorum...
İyi niyetin neden suistimal edildiğini anlamıyorum.
Tamam ben süper, melek bir insan değilim biliyorum ama, en azından düşünceli davranmaya çalışıyorum insanlara elimden geldiğince...
Ama neden bir çok insan gereksiz kötü onu da anlamak istiyorum...
Neden yani?
Belki de cevapsız bir soru soruyorum yine hayata...
Garip işte...
Gereksiz yere sinir ediyorlar insanlar beni.
İnsanlar mı ondan da emin değilim ya artık...
Ne kadar çok çeşitte "insan"ımsı varmış şu dünyada...
Bunları yeni yeni gördükçe daha da korkuyorum hayattan...
Daha da çok yaralanmaktan...

Ama yine de...
Mazeretim var!
Asabiyim ben!

Perşembe, Ağustos 25, 2011

Ara lazım galiba bana...

Neden lazım, anlatayım.
Geçen gece yazdıklarımı -son 2 ayı- geri okuma yaptım. Ara ara geri okuma yaparım ben, bu iki ayda yapmamıştım, geçen gece yaptım. Farkettim ki, artık kendimi tekrar etmeye başlamışım. Dert yandığım şeyler aynı, dert yanma biçmim, kullandığım kelimeler, kurduğum cümleler aynı. Bu da kafamda sürekli aynı şeyleri aynı şekilde kurduğumu gösteriyor. Hayal gücümün sınırlarını zorlayıp da bir hikaye yazma girişiminde de bulunmamışım. Günlük yapmışım burayı resmen. Tamam burasının adı "İçimden bir ses", elbetteki içimden geçenleri yazacağım ama, bu kadar melankoli, yetmiş, artmış bence. Üretkenliğimin tükendiği hissine kapılmaya başladım. Kendimi zaten toplamaya ihtiyacım var, kafamı da toplamaya ihtiyacım var. Hayallerimin de dinlenmesi gerekmiş meğer.
Bu nedenle ne kadar olduğunu bilmediğim bir süre buraya yazmamaya karar verdim. Kağıtlarımı, kalemlerimi tüketme zamanı şimdi. Çünkü yazı yazmadan duramam biliyorum...
Ve azda olsa beni okuyan sizlere, daha eğlenceli, daha az melankolik, depresyondan uzak yazılarla dönebilmek adına, kendimi nadasa bırakıyorum...

En kısa zamanda görüşmek dileğiyle...

Çarşamba, Temmuz 27, 2011

İnsanlar nankör olmasın, hayat bayram olur belki...

Bazı insanlar gerçekten çok nankörler.
Hem elindekinin kıymetini bilmiyorlar, hem de sonra dert yanıyorlar.
Neden?
İnsanlar neden nankörlükten zevk alıyorlar?
Ya da neden elindekinin kıymetini bilmiyorlar?
Cidden çok sinirliyim bu konuda.
Söylemek istediğim çok şey var, söylememem gerek ama.
Çünkü ben konuşmaya başlayınca biliyorum ki çok insan alınacak üstüne ve genelde bu doğru insanlar olacak, sonra da kırılacaklar bana doğruları söylüyorum diye.
Ben sevmiyorum insanları kırmayı.
Bu yüzden hep -çoğunlukla- içime atarım kızgınlığımı.
Ama nankör olmasın insanlar!
Neleri neleri bulamayanlar var, elindekilerle yetinmeyi öğrensinler.
Elindekinin kıymetini bilemeyip, daha iyisini aramaya çıkmasınlar.
Elindekinden de olup ortada bomboş kalıp sonra da nankörlük yapmasınlar.
Yapmayın işte.

"Gerçek sevgi" denen şey çok az bulunuyor zaten artık, biri size bunu vermişse, daha iyisini aramaya çalışmanın ne gereği var?
Bulmuşsan bırakmanın ne gereği var...

Yok işte..
İnsanlar nankör...
İnsanlar kötü.
Kimse "sevginin" kıymetini bilmiyor.
Sevilen sevenin değerini anlamıyor.
Yazık...
Olan hep sevene oluyor...
Hep çok sevene...

Pazartesi, Temmuz 25, 2011

Güven, Güvenmek, Güvenebilmek...

"Güven" kelimesinin anlamı aslında çok acayip.
Yani böyle tamamen açıklanabilecek bir kelime değil sanki bana göre.
Bir insana neden güvenirsin?
Ya da güven nasıl kazanılır?
Bunlar acayip şeyler.
Örneğin; yıllarını geçirdiğin bir adama güvenemezken, daha yeni tanıdığın birine birden çok güvenebiliyor bir insan.
Halbuki güven zamanla kazanılan bir olgu değil midir?
Belki de değildir.
Bir insana güvenerek başlarsın belki de, sonra zamanla ya kaybedersin güvenini, ya da sağlamlaştırırsın.
Yani şöyle; "bana şunu şunu yaptığı için güveniyorum ona" demezsin, " bana şunu şunu yaptığı için güvenmiyorum ona" dersin çoğunlukla.
Yani aslında vardır çoğu zaman güven en başta.
Bir de ön yargılar var tabi.
En başta güven duymanı engelleyen şeyler ki bu genellikle yaşanmışlıklara dayanır.
Başından kötü bir olay geçmiştir, insanlara güvenmemeyi seçersin.
Çok güvendiğin biri seni sırtından bıçaklamıştır, herkese önce kalkanını gösterirsin.
Mesela benim...
Hep duvarlarım vardı, hep.
Kolay kolay güvenemem insanlara, kolay kolay indirmem yelkenlerimi.
Neden bilmiyorum yapamam.
Ki hayattan daha az yara almanın yolu buymuş ben farkında olmadan bunu keşfetmişim ama değerini yeni anlıyorum.
Zira belki de ilk defa birine duvarsız gitmiştim, tamamen kendim olarak.
Sonra yere öyle bir çakıldım ki, hala tam anlamıyla toparlanamadım.
Yani insanlara önden güvenmek, iyice tanımadan inanmak, duvarsız kalmak, kötü şeyler bunlar.
Ki zaten bir insanı ne kadar iyi tanıyabilirsin ki?
Yeri geliyor annemizi babamızı tanıyamıyoruz, elin oğlu neler yapmaz?
Öyle.
Güvenmek, güvenebilmek, insanların güven dolu ilişkiler yaşayabilmesi güzel şey de...
Bulabilene, yıkılmadan durabilene...

Salı, Mart 08, 2011

İzmir' de kar var gerisi yalan...

İzmir'de kar var evet. İzmir'de doğmuş büyümüş, üniversitesine bile İzmir'den gidip gelmiş her insan için bugün burada yağan şey kar arkadaş. Çok mutluyuz, heyecanlıyız, bir o kadar üşüyoruz ve hastayız. İzmirliler alışkın değil böyle kar görsün, soğuk görsün, tipi görsün falan. Havalar biraz soğusun biz üşürüz, hasta oluruz, boğazımız ağrır. Böyleyiz biz. Uzun uzun yıllar kar göremediğimiz içindir bu birazcık atıştırdığında sevinmemiz. Zaten kendimizi de böyle belli ederiz. Başka bir şehirde olsak da kar yağdığında sevinen, uçuşan, coşan, eğlenen İzmirlileriz.

Kısacası İzmir de kar var! Ve neredeyse hepimiz penceremizin başında ellerimiz yukarıya doğru dua eder haldeyiz.

"Tutsa da yarın kartopu oynasak"...