Klasik bir insanım ben,
Klasik hikayeler severim...
deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Mayıs 10, 2013

Mesela

24.04.2013
Laboratuvar
18:15
Mesela diyorum;
Otursak sessiz bir köşede
Sadece nefes alış verişimizi dinlesek.
Gözlerimiz birbirine odaklı, öylece baksak birbirimize.
Zaman kavramını yitirse, saatler geçse de olur geçmese de...
Belki biraz dalga sesi, gün batarken tepelerde...
Ellerimiz, ellerimiz kenetlense sadece kendi ellerimize...

Yorgun

24.04.2013
Laboratuvar
Bazen ne yapsam da sessizlikten kurtulsam diye düşünürken buluyorum kendimi.
Sonra geçiyor.
Gözlerim aramıyor artık herhangi birini eskisi gibi.
Sevdaya pes etmiş bir gönül belki de bendeki.
Yılgınlık değil, bıkkınlık hiç değil, pes etmişlik bu.
Sonunu görebildiğim sevdalara girmemek yeni bir felsefe olmuş belki de.
Yorgunluk, dinlenince mi geçer üzerine gidince mi?
Ben bilmiyorum.
Gel sen çöz beni...

Saçmalamaya Yetişememek...

02.04.2013
Laboratuvar
15:12
Kelimelerin kağıda dökülüş hızı
Kalemin kağıda değdiği anda geri dönüşü olmayan bir yola girdiğini bilmesi
Beynimdekilerin kalemimden hızlı akıp gitmesi,
Benim buna yetişememem.
Benim hep o aynı yerde, aynı kağıtla, aynı kalemlerle saatlerce beklemem ve ilhamın hiç gelmemesi.
Zamanın amansızca akıp gitmesi
Ruhumun zamansızca kirlenmesi
Büyümek, büyümek, büyümek istemek
Çocuk kalan ruhun yetişkin bedende sıkışması.
Çocuk kalmak 
Hep çocuk kalmak
Hep, hep, hep..
Ansızın düşen yapraklar misali
Ağlamak.
Gözyaşlarının haddini bilmemesi
Gereksizliğin en ötesi, en ötesi
Neredeyim ki?
Orda, burda, her yerde, hiçbir yerde.
Ne yerde, Ne gökte
Arada
Sıkışmış dört duvar arasında...

Alışkın Değilim Sana Ben...

02.04.2013
Laboratuvar
14:10
Yağan yağmurun sesi,
İliklere işleyen soğuk.
Sessiz sessiz süzülen damlalar...
Kalbimin gümbürtüsü
Heyecanın dorukları
Ve sen...
            Gelirsin de aniden..
            Saçmalarım ben.
            Gelme genelde sen.
            Alışkın değilim gelmelerine ben.
Yağmurlarda yürümek,
Toprağın kokusunu ciğerlerine çekmek..
            Yine de gelme sen.
            Alışkın değilim gelmelerine ben.
Gidilebilinecek en uzak diyarlara gelirim de, 
Sesimin tınısını kontrol edemem.
Sana "Seni Seviyorum" diyemem.
            Yok, yok, gelme sen
            Alışkın değilim gelmelerine ben.
Sabahın üçü beşi bana fark etmez de,
Yağmurun güneşe göz açtırmaması,
Güneşin buna hiç aldırmaması fark eder.
Belki de sadece bu fark eder.
Şu fani dünyada güneş hep gizlenecekse kara bulutların ardına
İşte bu fark eder.
Yağmur ileride bir gün elbet diner.
Peki ya hiç ortaya çıkmazsa güneş?
Peki ya hiç gelmezse karanlık?
O zaman yüreğinin sesini kim dinler?
Sorarım sana, sebepsizce bundan sonra kim sever?
Peki ya sen?
            Ya sen aniden gelirsen?
            Yok.. Bırak.. Gelme sen!
            Alışkın değilim gelmelerine ben...


(Laboratuvarda bi ara karalamışım bunu, biraz beğendim biraz beğenmedim ama yazdım buraya yine de işte...)

Pazartesi, Mart 25, 2013

başlıksız olsana sen de...

Benim hala umudum var.
Mutlu olmak üzereyim aslında.
Bir kaç adım sonra,
Çok az bir zaman sonra,
İnancım var.
Ama kararıyor bazen olur olmaz yerde gündüzler.
Kara kara bulutlardan yağmurlar düşüyor toprağa.
O zaman umutsuzluk kapımda beliriyor.
Gelme diyorum.
Girme içeri.
Giriyor tek bir nefes alma süresinde ciğerlerimden kalbime doğru.
Tamam diyorum.
İşte şimdi her şey bitti.
Sonra gidiyor.
Yağmur diniyor bir anda.
Gökkuşağı salınıyor gökte..
Ve ben karışıyorum o yedi renge...

Salı, Mart 12, 2013

Galiba...

"Galiba sensizlikten yoruldum"
"Benle olunca da benden yoruluyorsun"
"Sen de en az sensizlik kadar yorucusun"
"Ben senin varlığında hiç yorulmadım"
"Sen benim için yeteri kadar uğraşmadın"
"Sen benim için ne kadar uğraştın ki?"
"Senden nefret etmemek için yeterince"
"Benden nefret etme"
"Beni sevme"
"Beni bırakma"
"Gitmem gerek"
"Gitme"

Salı, Şubat 26, 2013

Git

İçime çektiğim sigaradaki zehirsin sen.
Zift gibi karanlık.
Koyu ve de yoğun.
Ve bağımlılık yapıcı, keyif verici, uyarıcı.
İstenmeyensin aslında bu bedende, sonuna kadar verip nefesi atmalı dışarı seni.
Damarlarda gereksizce dolaşan, nefret ettirici ama bir o kadar da davetkar.
Lanet olması gereken bir hissin.
Histen ötesin bazı zamanlarda, ama çoğunlukla var olması istenmeyen...

Git.
Dedim ya sana hep.
Tam anlamıyla gelmiyorsun hiç, o zaman git.
Neden bekliyorsun boş yere burda?
Gelmiş gibi görünmeler sana göre değil.
Sen git.
Durmayı, kalmayı beceremediğin bir sevda bana göre değil.
Git.

Sana hiç gel demedim, gelme dedim.
Sen inat ettin hep geldin, eksik.
Yarım yamalak yaşanan bir sedanın son külleri de savruldu artık.
Bırak beni bende, defol git.
Son nefesi verdim ben az önce.

Pazartesi, Şubat 04, 2013

Ve kadın, adama "gelme" dedi...

Bir adam var.
Var olduğundan emin olduğum.
Var olacak olduğunu hissettiğim.
Var olması gerektiğini bildiğim bir adam.
Orada.
Buradan çok uzakta olmayan, ama çok yakında da değil, orada..
Gelmiyor, gidemiyorum.
Duruyor, bekliyorum.
Bir adam var orada.
Kalbi benimle burada, biliyorum.
Ama aklı bambaşka diyarlarda.
Bir adam var biliyorum.
Teninde başkalarının kokusu, kalbinde ben olduğunu bildiğim bir adam.
Yağmurun altında sadece benim adımı sayıklayan, ama başını başkalarının omuzlarına yaslayan.
Bir adam var o lanet yağmurdan kaçan.
Olması gerektiği yerde asla olmayan.
Canı sıkıldığında dahi, gururundan aramayan.
Sevgisi kalbinde gömülü olan bir adam.
Asla aradığı huzuru bulamayacak olan bir adam.
Güneşe baktığında gözleri kamaşmayan, elini uzattığında beni tutamayan.
Orada.
Biliyorum, tam karşımda durup hep bana bakan bir adam var.
Olması gerektiği zamanı bir türlü tutturamayan.

Ve bir kadın var tam karşısında durup hep o adama bakan.
Gözleriyle gel deyip, kalbiyle ona karşı koyan.
Kalbini dinlemekten yorulmuş, sadece beyniyle konuşan.
Belki de kalbinden korkan.
Korkak bir kadın var adamın tam karşısında.
Adama sürekli lanet yağdıran, ama aslında içten içte tüm suçun kendisinde olduğunu bilen bir kadın.
Adama hep git diyen, gelmediğinde adama kızan.
Seven, adamdan çok seven, ama asla dile getirmeyen, gözle yansıtmayan bir kadın.
Belki de artık taşlaşmış bir kalbe sahip olan bir kadın.
Adamın tam karşısında durup gözlerinin içine bakan, gel diyen ama adım atmayan bir kadın.
Adamın "geliyorum" deyişine "dur" diyen kadın.
O sevdiği adama asla kavuşamayacak olan kadın.

Ve bir adam var tam karşısında kadının.
Olması gerektiği yerde durup sadece işaret bekleyen, ama o işareti bir türlü alamayan.

Bir adam var orada öyle ortalıktan duran ve bir de kadın.
Birbirlerine sonsuzluk gibi uzun bir süre bakıp, asla kavuşamayacak olan bir adam ve bir kadın.

Perşembe, Mayıs 17, 2012

Yalan olan sevişmelerimizdi...

Sevgi yoktu aramızda, aşk da.
Belki sadece biraz tutku.
Sevgi bende çoktu, aşk da.
Ama ikimizi de çemberine alabilecek kadar çok olmadı hiç bir zamanda.
Ellerimi uzatma amacı onları tutmandı, oysa sen tutmadın.
Gözlerine bakarken içim titremişti, senin hisselerin farklıydı.
Ben sadece sevmek istedim, sen sevişmek.
Ben sonsuzda kadar beraber olalım dedim, sen tek gece.
Sonunda senin istediğin oldu, her şey tek bir gecede son buldu.
Aramızda aşk yoktu, aşk bir tek bende vardı.
Yalan olan sevişmelerimizdi..
Çünkü bir tek onlar sende kaldı...

Salı, Mart 06, 2012

Yağmur


05.03.2012/21:30

Beyaz çizgilerin kesiksiz olduğu düz bir yolda ilerlerken, önüne çıkan sakin bir kaplumbağa yüzünden frene asılmak zorunda kaldı. Arabadan inip kaplumbağanın yanına yanaştı. Sakince onu kucağına aldı, biraz sevdi ve sonrasında yolun kıyısındaki ormanlık alana bıraktı. Arabasına binip yoluna devam etti. Biraz daha ilerde birbirleriyle oyun oynayan neşeli köpeklere rastladı. Yanlarından geçerken onları izledi, hayatın bu kadar dertsiz, eğlenceli olabilmesini dileyerek yoluna devam etti.

Hava yavaşça kararmaya, kara kara bulutlar bir ataya gelmeye başlamıştı. Yol bitmeden yağmur başlamasın diye umut etmek istedi ama nafile… Yağmur bardaktan boşalırcasına aniden bastırdı. Silecekler yağmurun hızına yetişemez olmuştu. Yavaşladı. Yol giderek kıvrımlaşıyor, yağmur en hızlı halini almaya başlıyordu.

Arabayı sağa çekip iç lambasını yaktı. Daha fazla bu yağmurda gidemeyeceğini düşünüyor, kendini tehlikeye atmak istemiyordu. Radyoda sık sık dinlediği frekansları aradı ama ya bulunduğu yer, ya da delicesine yağan yağmur nedeniyle radyonun doğru dürüst çekmediğini fark etti. Torpido gözündeki CDlere bakındı. İçlerinden bir tanesini annesi için almıştı. Annesi çok severdi, onu taktı, gözlerini kapattı. Yağmurun ve müziğin sesi birbirine karıştı. Dışarıdan belli belirsiz kaçışan hayvanların sesleri gelmekteydi. Kaplumbağayı düşündü, yağmurdan saklanabilmiş miydi? Peki ya oynaşan köpekler? Hatta ormanda bulunan tüm canlılar…

Gözlerini daha sıkı kapadı, annesini düşündü. Geç kaldığı için onu merak edecekti. Telefonunu alarak onu aramaya çalıştı. Ama durduğu yerin sapalığı yüzünden telefonu da çekmiyordu. Yağmur daha da hızlandı.

Onun şehirden bu kadar uzağa taşınmasına neden olan olaylar serisini düşündü. Gözleri doldu, ruhunu havanın karamsarlığı kapladı. Neden insanları anlamak için uğraştığı kadar insanlar onu anlamak için uğraşmıyordu? Hayatına giren, hayatında hep var olan, hayatına bir gün girebilecek olan insanlar onunla neden empati kuramıyordu?

Durdu. Gözlerini daha sıkı yumdu ve hatıralarından kurtulmaya çalıştı. Yağmur daha da hızlandı. Belki de artık dolu yağıyordu. Emin olamadı. Müziğin sesini biraz daha açıp, arabanın iç lambasını söndürdü. Silecekleri kapattı, arabanın kapılarını kitledi.

Bağıra bağıra ağlamaya başladı. İçindeki zehri atmaya çalışırken ne kadar zaman geçti bilmiyordu. Arabadan indi, yüzünü bulutlara çevirdi, yağmura gözyaşlarındaki zehri karıştırdı. Yağmur dinene kadar ağladı.

Yağmur dindiğinde ormandaki toprak kokusunu ciğerlerinin en derinine kadar çekti ve yoluna devam etti.

Ormanı geçti, şehrin puslu, kirli havasına yeniden girdi. Eskiden “evim” dediği, şimdiyse nefret ettiği apartmanın önüne geldi. Aynasına son kez bakıp yüzünü kontrol etti.

Ve arabadan indi…

Salı, Şubat 28, 2012

Belirsizlik

Elinde boş şişeler, etrafa saçılmış abur-cubur parçaları, yağan yağmurun sesi, esen rüzgarın uğultusu, saçlarında biriken yağlar, gözlerinden akmış birbirine karışmış kalem ve rimel, üstünde yırtılmış bir T-shirt...
Nerede, neden, nasıl bir şekilde orada bulunduğunu canlandıramadığı hafızası, gözlerini açtığında dönen başı, bulanan midesi, kendini hareket edemeyecek kadar yorgun hissetmesi...
Hayalinde canlanan danslar, uzaktan gelen bir müzik, sigara dumanı, alkol, kusmuk kokusu, havasızlık hissi, yağmurun sesi...
Bitmek bilmeyen baş ağrısı, bakınıp bulamadığı çantası, sahi kıyafetleri nerede ki?
Bir an önce ayaklanıp oradan çıkma isteği...
Ama başaramaması...



(Uzunca bir zaman sonunda kendimi değil de bir kurguyu yazıyor olmak kadar mutlu eden bir şey olamaz sanırım şu anda sanki.)

Pazartesi, Şubat 13, 2012

Umut fakirin ekmeği...

Gemilerim batmış kara veya ak bir denizde.
Önemli değil neresi olduğu.
Batmış gitmiş işte.
İçinde mürettebat...

Kalbimin odacıklarında kimse kalmamış gibi.
Kanı çekilmiş gibi.

Kulaklarımda gereksiz bir uğultu..
Rüzgar mı bu esen?

Gözlerimde bir buğu, gözyaşlarımın sonucu.
Ağlamıyorum.
Esen rüzgarın etkisinden olsa gerek.
Yoksa ben uzun zamandır ağlamıyorum...

İlaçlar bitmiş.
Doktor gelme artık diyor.
"Sen iyisin".

Hayır değilim.
Evet iyiyim belki görünüş olarak ama içimdekileri neden göremiyor kimse.
Ya da ben mi anlatamıyorum gereksinimlerimi...

Sadece sevgi diledim, dilendim, istedim.

Beni olduğum gibi kabul edip sevebilecek birisini.

Şimdi ondan da vazgeçtim.
Mükemmeli aramaktan vazgeçtim.
Aranmaktan vazgeçtim.
Sevmekten, sevilmekten vazgeçtim.

Şimdi tek bir şey istiyorum...
Yağmurun altında şurada olduğu gibi şarkı söyleyebilmek..
Ve çılgınlar gibi dans etmek..

Beklemedeyim...

Pazartesi, Kasım 28, 2011

Elveda meyhaneci! Herkes sarhoş olamazken ben aşık olamıyorum! Ne ayak?

27.11.2011/ Pazar 16:00

Bu işte var bir yanlışlık diyorum ben. Hayır yani tamam aşık olmak o kadar kolay, basit bir duygu değil biliyorum ama, insanlardan etkilenemiyorum bile.
Yani etkileniyorum ama yeterince değil belki de. Bağlanamıyorum. Ve evet şu yazımda bahsettiğim gibi, sanırım artık ben de bir katil oluyorum.
Bu kötü, çok kötü hemde...
Ben onun gibi kötü bir insan olmak istemiyorum. Değilim de. Ama resmen insanlara olan güvenim sıfırın altında. Aşka olan inancım tamamen kayıp. Böyle karmaşalar içerisindeyim öyle yani. Canım sıkkın. Ruhum dargın. Bir şeyler ters gidiyor. Öyle...
İlacım bitti. Doktora gitmeye üşendim resmen. 1 haftadır anti-depresansızım. İlk defa geçen gece hüngür hüngür ağladım. Ki ben ilaca başladığımdan beri hiç ağlamamıştım. Böyle de bir garip kavram kargaşası içerisindeyim.
Bu yazıyı da teyzemlerdeyken yazıyorum. Elimde kalemim, kalemle yazmayı özlemişim resmen. Neyse. Hatta birazdan kuaföre gideceğim. Saçlarımla oynamamın zamanı geldi. Klasik kız depresyon belirtisi bu evet. Aman. Ne yapayım ya... Sıkıldım...

( Teyzemdeyken kaleme aldığım bu yazı burada tıkanmış kalmış... Zaten de yazamıyorum bu ara... Öyle işte...)

Salı, Kasım 15, 2011

Kayıp

Kayıp kelimelerim var benim...
Aklımda sürekli dönen...
Yazıya dökülemeyen..
Bugün öğlen uykusunda bebeğimin nefes alış-verişini dinlerken aklıma doluşan, ama şimdi nerde olduklarını bulamadığım kelimelerim...
Huzurlu, mutlu kelimelerim...
Asi, kırgın kelimelerim...
Kayıplar...
Yok işte...
İçim dolu dışım boş..
Kelimeler kayıp ben kayıp...

Perşembe, Ekim 27, 2011

Cevapsız tanımlarım...

24.10.2011 
Özlemek: Tam anlamıyla tanıma zahmetine girmediğin birini bile özleyebilir misin ki? 

Hatırlamak: Şu dünyada canını en çok yakan insanı neden sürekli hatırlarsın? 

Anlamak: Görmezden geldiğin gerçeklerin aniden dan dan dan yüzüne vurması... 

Yok olmak: Hayatta olup nefes almak, ama nefesten başka hiçbir getirisi olmayan kahpe bir karanlıkta sessizliğe gömülmek midir yok olmak? 

Kaybolmak: Yürüdüğün, doğru bildiğin yolların aslında yanlış olduğunu fark edip geri döndüğünde bilmediğin,karanlık sokaklarda bilmediğin dönüş yolunu aramak mıdır seni yoluna geri döndürebilecek olan? 

Ve.. 

Hapsolmak: Geçmişe takılı kalıp düşünmek, düşünmek hep aynı şeylere kafa yormak, başka hiçbir şey umurunda olmamak mıdır bizi bu denli hatıralara iten ve sürekli onlarla boğuşturan? 

Sorularımın vardır elbet cevabı, 
Ama yanıtlar benim istediklerim değil. 
Biliyorum. 
Çünkü istediğim yanıtlara ulaşabilseydim, 
Huzur denen kelime hayatıma anlam katabilirdi.. 
Ama olmadı... 
Belki de olamayacak...

Salı, Ekim 04, 2011

İnsanlar var, "insan"lar var... var işte...

Ne kadar az seçim yapabilme şansına sahibiz aslında.
Mesela ailemizi seçemiyoruz, iyisiyle kötüsüyle onları öyle kabul ediyoruz...
Aşık olduğumuz adamı seçemiyoruz kimi zaman, imkansızlığını bile bile gönül takılıp kalabiliyor istemediğimiz birilerine.
Arkadaşlarımızı belki biraz seçebiliyoruz desek de, seçtiklerimizin çoğu maskeli olabiliyor...
Seçtiğimiz insan aslında bambaşka birisi çıkabiliyor...
Her telden insanoğlu var şu dünyada...
İnsan gibi görünen ama olmayanlar da var.
Garip bir dünya, garip bir döngü...
Yüzsüz dolaşanından binlerce yüzler takınanlara kadar...
Milyonlar belki de milyarlarca "insan"ımsı var...
Peki amaç ne?
Kötülük yapmadaki amaç ne?
İkiyüzlü olmanın amacı ne?
Dengesiz davranmanın amacı ne?
Ruhsuz, düşüncesiz olmanın amacı ne?
Anlamıyorum ve hiç anlayabilecekmişim gibi gelmiyor bana...
İnsanların neden kötü olmayı seçtiklerini anlamıyorum...
İyi niyetin neden suistimal edildiğini anlamıyorum.
Tamam ben süper, melek bir insan değilim biliyorum ama, en azından düşünceli davranmaya çalışıyorum insanlara elimden geldiğince...
Ama neden bir çok insan gereksiz kötü onu da anlamak istiyorum...
Neden yani?
Belki de cevapsız bir soru soruyorum yine hayata...
Garip işte...
Gereksiz yere sinir ediyorlar insanlar beni.
İnsanlar mı ondan da emin değilim ya artık...
Ne kadar çok çeşitte "insan"ımsı varmış şu dünyada...
Bunları yeni yeni gördükçe daha da korkuyorum hayattan...
Daha da çok yaralanmaktan...

Ama yine de...
Mazeretim var!
Asabiyim ben!

Çarşamba, Eylül 28, 2011

Varmış bizim de bir hikayemiz...

23/06/2011 - 03.00 
Tatlı bir meltem esiyor bugün burada.
Yapraklar naif bir şekilde sallanıyorlar bir sağa, bir sola. 
Öyle hoş bir koku var ki etrafta, bahar değil de yaz kokusu adeta. 
Denizin çırpınan sesi uzaktan doluyor kulaklarıma. 
Bense oturmuşum verandamda kahvemi yudumluyorum günün batışında.
Gözümün önünde en sevdiğim çiçeklerim, rengarenk bir orman oluşturuyorlar bana. 
Usulca yanlarına gidiyorum ve her gün yaptığım gibi başlıyorum hikayemizi anlatmaya. 
Sessizce dinliyorlar hikayemizi. 
Her gün faklı bir yönünü anlatıyorum onlara. 
Seni yavaş yavaş tanısınlar istiyorum. 
Daha çok var gelmene buralara. 
Öyle yavaş anlatıyorum ki hikayemizi, sonunu öyle güzel planlıyorum ki, tam sen geldiğinde, tam hasret bittiğinde, hikayemizin hasret kısmı da bitmiş olsun diye.
Sonra tatlı bir meltem esiyor yine. 
Ve ben uyuyakaldığım sandalyemden kalkıp içeri giriyorum ürpererek. 
Üzerime örtülen şalın nerden geldiğini düşünerek...


(Bir zamanlar yazmışım, karalamışım bir yerlere, yeni buldum bu yazımı)

Pazar, Eylül 11, 2011

Pişmanım!

Durduramadım kendimi.
İçimde birikmişti, patladım.
Duramadım.
Pişman değilim.
Gerçek yüzler çıktı meydana.
Değer verdiğim insanın, bunca zamandır beni bıraktı gitti diye arkasından ağladığım insanın, gözyaşlarımın tek damlasına değmediğini öğrenmiş oldum bu sayede...
Pişmanım, ama sevdiğime, değer verdiğime...
Önemsediğime...
İnsan zannettiğime...
Duyguları var sandığım için pişmanım...
Aşk yok artık...
Yok benim lugatımda.
Benliğimde...
Cidden bir gıdım sevgim vardıysa onu da aldın gittin bu gece..
Bittin be.
Öyle bir düşmek ki bu gözden...
Öyle işte...
Ne teşekkür ne teessüf sana..
Hiçliksin artık bu bedende...
Bir hatadan başka hiçbir şey değilsin.
Pişmanım seni sevdiğimi zannettiğime.
Pişmanım...

Salı, Ağustos 16, 2011

Gereklilik kipi gereklidir!

Yapılması gereken şeyler var.
Bunları yaparken etkilenebilecek insanlar var.
İnsanları en az etkileyecek şekilde yapılması gerekenlerin yapılması gerek.
Çünkü gereklilik var ortada.
...
Mesela birden çok sevememek gerek.
Kalbinin kapılarını ardına kadar açmaman gerek.
Duvarlarını asla yıkmaman gerek.
İnsanlara sonsuz bir bağla güvenmemek gerek.
...
İlla ki biri gelecek, birden çok sevdiğin o kişi olacak, sonra kalbinin açtığın o kapılarından girecek, yıktığın duvarların üstüne basarak güveninin içine edip gidecek.
Ve bu asla bir kere olmayacak.
...
Ya da o kişi gelecek, birden çok sevdiğin kişi olmayacak ama sen etkileneceksin, kalbinin açtığın kapılarından içeri giriyormuş gibi yapacak ama birden aniden gidecek, yıkılmış duvarlar olmasa da, güveninin yine içine edilmiş olacak.
...
Son bir alternatif daha var ki, o kişi hiç gelmeyecek, güvenecek insan olmayacak, güven yıkılmayacak, sonsuz yalnızlık hep senin olacak.
...
Her koşulda yapılması gerekenler yapılmış olacak.
Çünkü gereklilik varsa, yapılması gereklidir her koşulda...

Perşembe, Ağustos 11, 2011

Ben; geçiş basamağı! Durmayın, basın ve geçin...

Sevgilinden mi ayrıldın?
Aşk acısı mı çekiyorsun?
Durma, Ece burada.
Anlat derdini, ilgilen, sıcak davran...
Geçti mi acıların?
Bas git.
Burası sadece bir basamak.
Burada kalamazsın.
Kullanabileceğin kadar kullan, sömürebileceğin kadar sömür...
Sonra da çek git.
Çünkü burası bir basamak, burada durup trafiği sıkıştıramazsın.
Sıradaki gelecek, o da aşk acısını atlatana kadar bu basamakta bekleyecek, anlatacak derdini, ilgi gösterecek, sonra o da gidecek.
Kimse bu basamakta sonsuza dek beklemeyecek.
Hep sıradaki gelecek ve gidecek.
Burada sabit olan tek şey Ece.
Yaralarına her yeni gelende yeni yaralar ekleyen bir tek Ece.

Ece sadece bir basamak işte, sen sadece üstüne bas ve geç...