Bu blog kendi kendini imha etmeyecek ancak artık bu bloğun vadesi doldu. Konsepti bitti. Artık içimdeki sesleri şurada ifşa edicem...
Görüşmek üzere...
skip to main |
skip to sidebar
Hayat bazen çok böyle değil mi?
İstiyoruz ve olmuyor diye, gözyaşı dökmek niye?
Karşılık beklemeden yapılmalı bence sevmek.
Sadece sevmek.
Nerde okuduğumu anımsayamadığım bir yerde diyordu ki, "ben sadece kendimden emin olabilirim seni sevdiğimden, sen istediğin kadar seni seviyorum de bana bunu kanıtlamayazsın" bu tarz bi yazıydı işte.
Doğru bence.
Sadece sevmekle yükümlüsün.
Karşı tarafa tek bir kelime bile edemezsin.
Etmemelisin de..
Öyle işte...
(anlatmak istediklerimi anlatamadığım çok saçma bir yazı oldu bu evet!)
İçimden bir ses dedi ki: "Yazmayı asla bırakma!" Ben de onu dinliyorum şimdi...
Klasik bir insanım ben,
Klasik hikayeler severim...
Sayfalar
içimden bir ses etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
içimden bir ses etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cuma, Eylül 11, 2015
Pazar, Ekim 27, 2013
...
25.07.2013
11:45
Lab.
Savunmasız kaldığım anlardan bazılarında sığındığımdın sen. Bazen çoktun, bazen yoktun. Özünde, sözünde görünsen de, kafanda kurduklarınla bazen kayboldun. Kendi dengesizliğini bana yonttun. Kendi hırçınlığını benden bildin. Sayende, olmak istemediğim yerde oldum. Ama durdum. Biliyorum ki sensiz olacaksa eğer bu hayat, bırakayım da Sensiz kalsın. Gerek yok başka yerlerde teselli aramaya. Ben başka pencerelerden bakmaktan yoruldum bu hayata. Şimdi ona git demişken, sana gel demem. Zaten ona, sana gel demek için git demedim ki. Gelmeyeceğini bildiğim bir yerdeyim. Beklentim gelmen değil. Başkasının gelmesi hiç değil. İçimde sen varken açtığım kapıdan giren de bende bir değil. Benim istediğim yerde istemediğim kişiler yok değil. Ama yol göründü. Kapılar açıldı ardına kadar. Olmaması gereken yerde olanlar da kendi özlerine dönmeliler. Yağmurlar yağmalı "vakti geldiğinde". Beklenen sensin de, gelsen de, gelmesen de...
2 gün sonra olacakları sezemeyip karalamışım lab.da bu yazıyı. karaladığımı bile unutmuşum da evde rastgele bir yerde buldum. olması gerekenin pes etmek olduğunu bilmemişim meğer. ben pes ettim, o geldi.. oldu ya, güzel oldu işte...
Etiketler:
içimden bir ses,
pes etmişlik,
sevgili günlük
Cuma, Mayıs 10, 2013
Mesela
24.04.2013
Laboratuvar
18:15
Mesela diyorum;
Otursak sessiz bir köşede
Sadece nefes alış verişimizi dinlesek.
Gözlerimiz birbirine odaklı, öylece baksak birbirimize.
Zaman kavramını yitirse, saatler geçse de olur geçmese de...
Belki biraz dalga sesi, gün batarken tepelerde...
Ellerimiz, ellerimiz kenetlense sadece kendi ellerimize...
Etiketler:
deneme,
içimden bir ses,
kurgusal saçmalamalar
Yorgun
24.04.2013
Laboratuvar
Bazen ne yapsam da sessizlikten kurtulsam diye düşünürken buluyorum kendimi.
Sonra geçiyor.
Gözlerim aramıyor artık herhangi birini eskisi gibi.
Sevdaya pes etmiş bir gönül belki de bendeki.
Yılgınlık değil, bıkkınlık hiç değil, pes etmişlik bu.
Sonunu görebildiğim sevdalara girmemek yeni bir felsefe olmuş belki de.
Yorgunluk, dinlenince mi geçer üzerine gidince mi?
Ben bilmiyorum.
Gel sen çöz beni...
Etiketler:
deneme,
içimden bir ses
Pazartesi, Mart 25, 2013
başlıksız olsana sen de...
Benim hala umudum var.
Mutlu olmak üzereyim aslında.
Bir kaç adım sonra,
Çok az bir zaman sonra,
İnancım var.
Ama kararıyor bazen olur olmaz yerde gündüzler.
Kara kara bulutlardan yağmurlar düşüyor toprağa.
O zaman umutsuzluk kapımda beliriyor.
Gelme diyorum.
Girme içeri.
Giriyor tek bir nefes alma süresinde ciğerlerimden kalbime doğru.
Tamam diyorum.
İşte şimdi her şey bitti.
Sonra gidiyor.
Yağmur diniyor bir anda.
Gökkuşağı salınıyor gökte..
Ve ben karışıyorum o yedi renge...
Mutlu olmak üzereyim aslında.
Bir kaç adım sonra,
Çok az bir zaman sonra,
İnancım var.
Ama kararıyor bazen olur olmaz yerde gündüzler.
Kara kara bulutlardan yağmurlar düşüyor toprağa.
O zaman umutsuzluk kapımda beliriyor.
Gelme diyorum.
Girme içeri.
Giriyor tek bir nefes alma süresinde ciğerlerimden kalbime doğru.
Tamam diyorum.
İşte şimdi her şey bitti.
Sonra gidiyor.
Yağmur diniyor bir anda.
Gökkuşağı salınıyor gökte..
Ve ben karışıyorum o yedi renge...
Etiketler:
deneme,
içimden bir ses,
saçmalamaca
Pazar, Haziran 03, 2012
O Gün Geldi...
O gün geldi mi?
Hani uzun gibi olan bir süredir beklediğin o gün geldi mi?
Bekleyip beklemediğin önemli değil, o gün geldi mi?
İlla ki geleceğini bildiğin, sürekli ertelediğin o gün, korktuğun, gereksiz yere korktuğun, korkulacak bir şey olmamasına rağmen korktuğun o gün.
Sen günden değil kendinden korktun hep.
Hep kendinden.
Ne olacak ki o gün geldiğinde?
Ne olabilir ki?
Bilmiyorsun.
Bilinmezlikten korkuyorsun.
Olup bitse, büyümese...
Bekledikçe büyüyen bir korku, erteledikçe artan bir gerilim.
O gün geldi.
Bekle.
Az daha.
Yüzleşmek istemediğin şeylerle yüzleş.
O gün geldi.
Kaçma.
Kaçarak bir sonu gelmeyecek.
Sabret.
O gün geldi.
Ağlama.
Sen korktukça canavar devleşecek.
Korkmuyorsun.
Neden korkasın ki?
Yüzleşmek kaçtığın bir şey olmadı hiç senin.
Şimdi neden kaçasın ki?
Kaçma.
Yüzleş.
Sonra da sil at.
Yok et.
Korkma.
Hepsi bugün, şimdi, burda bitecek.
- bitemedi.sen değil o yüzleşmekten korktu ve vazgeçti-
(02.06.2012-topluca yazı yazma gününde yazdığım bir yazı)
Hani uzun gibi olan bir süredir beklediğin o gün geldi mi?
Bekleyip beklemediğin önemli değil, o gün geldi mi?
İlla ki geleceğini bildiğin, sürekli ertelediğin o gün, korktuğun, gereksiz yere korktuğun, korkulacak bir şey olmamasına rağmen korktuğun o gün.
Sen günden değil kendinden korktun hep.
Hep kendinden.
Ne olacak ki o gün geldiğinde?
Ne olabilir ki?
Bilmiyorsun.
Bilinmezlikten korkuyorsun.
Olup bitse, büyümese...
Bekledikçe büyüyen bir korku, erteledikçe artan bir gerilim.
O gün geldi.
Bekle.
Az daha.
Yüzleşmek istemediğin şeylerle yüzleş.
O gün geldi.
Kaçma.
Kaçarak bir sonu gelmeyecek.
Sabret.
O gün geldi.
Ağlama.
Sen korktukça canavar devleşecek.
Korkmuyorsun.
Neden korkasın ki?
Yüzleşmek kaçtığın bir şey olmadı hiç senin.
Şimdi neden kaçasın ki?
Kaçma.
Yüzleş.
Sonra da sil at.
Yok et.
Korkma.
Hepsi bugün, şimdi, burda bitecek.
- bitemedi.sen değil o yüzleşmekten korktu ve vazgeçti-
(02.06.2012-topluca yazı yazma gününde yazdığım bir yazı)
Etiketler:
haykırmaca,
içimden bir ses,
topluca yazı yazma
Cuma, Mayıs 25, 2012
Olmadı Baştan...
Yani sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı? - Nazım Hikmet
Hayat bazen çok böyle değil mi?
İstiyoruz ve olmuyor diye, gözyaşı dökmek niye?
Karşılık beklemeden yapılmalı bence sevmek.
Sadece sevmek.
Nerde okuduğumu anımsayamadığım bir yerde diyordu ki, "ben sadece kendimden emin olabilirim seni sevdiğimden, sen istediğin kadar seni seviyorum de bana bunu kanıtlamayazsın" bu tarz bi yazıydı işte.
Doğru bence.
Sadece sevmekle yükümlüsün.
Karşı tarafa tek bir kelime bile edemezsin.
Etmemelisin de..
Öyle işte...
(anlatmak istediklerimi anlatamadığım çok saçma bir yazı oldu bu evet!)
Etiketler:
içimden bir ses,
saçmalamaca,
toplumsal kaygı
Perşembe, Mayıs 17, 2012
Yalan olan sevişmelerimizdi...
Sevgi yoktu aramızda, aşk da.
Belki sadece biraz tutku.
Sevgi bende çoktu, aşk da.
Ama ikimizi de çemberine alabilecek kadar çok olmadı hiç bir zamanda.
Ellerimi uzatma amacı onları tutmandı, oysa sen tutmadın.
Gözlerine bakarken içim titremişti, senin hisselerin farklıydı.
Ben sadece sevmek istedim, sen sevişmek.
Ben sonsuzda kadar beraber olalım dedim, sen tek gece.
Sonunda senin istediğin oldu, her şey tek bir gecede son buldu.
Aramızda aşk yoktu, aşk bir tek bende vardı.
Yalan olan sevişmelerimizdi..
Çünkü bir tek onlar sende kaldı...
Belki sadece biraz tutku.
Sevgi bende çoktu, aşk da.
Ama ikimizi de çemberine alabilecek kadar çok olmadı hiç bir zamanda.
Ellerimi uzatma amacı onları tutmandı, oysa sen tutmadın.
Gözlerine bakarken içim titremişti, senin hisselerin farklıydı.
Ben sadece sevmek istedim, sen sevişmek.
Ben sonsuzda kadar beraber olalım dedim, sen tek gece.
Sonunda senin istediğin oldu, her şey tek bir gecede son buldu.
Aramızda aşk yoktu, aşk bir tek bende vardı.
Yalan olan sevişmelerimizdi..
Çünkü bir tek onlar sende kaldı...
Etiketler:
deneme,
içimden bir ses
Çarşamba, Mayıs 09, 2012
İstanbul'da Birikenler...
"Sevgili Günlük" diye başlanabilitesi olan bir yazı olabilir aslında bu.
Zaman hızlı geçti, ben yazı yazamadım özür dilerim falan gibi safsatalarla dolu da olabilir..
Ama hayır.
Hissettiklerim değil de yaşadıklarımı yazacak olmamdan kaynaklanan bir kafa karmaşası da bunu bir "Günlük" yapabilir.
Gün gün değil yazacaklarım.
2 haftalık bir tatil süresini kapsıyor.
2 haftalık mini öykü belki de..
Çok şey sığdırmadım belki bu tatil dediğim aslında sadece gezmek tozmak olan süre zarfına..
Gezdim, yoruldum, eğlendim, aşık oldum, terk ettim-edildim...
Olmayacağını bildiğim bir duaya sadece 1 günlük amintobello dedim...
Sonra geçti.
Zaten çok sevdiğim bir insanla yüzyüze tanıştım.. Daha çok sevdim..
Yeni bir dost edindim.
Kule kule gezip salak prensi arandım, ki aranmayacağıma kendime söz vermişken...
Yine de bulamadım zaten..
Huzur buldum ev yapımı şarap kadehleri dostlarla kalkıp inerken...
Geri dönmeyi hem hiç istemedim, hem de özledim..
Karmaşık duygularla gittiğim İstanbul'dan, daha karmaşık, daha yorgun, ara ara kendinden emin, biraz değişmiş, biraz yenilenmiş döndüm..
Hala İzmir'in sakinliğine alışamadım belki ama, özlediğim ilk şeyin bu olmasını garipsemedim...
Edindiğim dostlar, yaşadığım anılar.. bunları kaydettim..
2 hafta nasıl geçti anlamadan, döndüm ve geri geldim..
Zaman hızlı geçti, ben yazı yazamadım özür dilerim falan gibi safsatalarla dolu da olabilir..
Ama hayır.
Hissettiklerim değil de yaşadıklarımı yazacak olmamdan kaynaklanan bir kafa karmaşası da bunu bir "Günlük" yapabilir.
Gün gün değil yazacaklarım.
2 haftalık bir tatil süresini kapsıyor.
2 haftalık mini öykü belki de..
Çok şey sığdırmadım belki bu tatil dediğim aslında sadece gezmek tozmak olan süre zarfına..
Gezdim, yoruldum, eğlendim, aşık oldum, terk ettim-edildim...
Olmayacağını bildiğim bir duaya sadece 1 günlük amintobello dedim...
Sonra geçti.
Zaten çok sevdiğim bir insanla yüzyüze tanıştım.. Daha çok sevdim..
Yeni bir dost edindim.
Kule kule gezip salak prensi arandım, ki aranmayacağıma kendime söz vermişken...
Yine de bulamadım zaten..
Huzur buldum ev yapımı şarap kadehleri dostlarla kalkıp inerken...
Geri dönmeyi hem hiç istemedim, hem de özledim..
Karmaşık duygularla gittiğim İstanbul'dan, daha karmaşık, daha yorgun, ara ara kendinden emin, biraz değişmiş, biraz yenilenmiş döndüm..
Hala İzmir'in sakinliğine alışamadım belki ama, özlediğim ilk şeyin bu olmasını garipsemedim...
Edindiğim dostlar, yaşadığım anılar.. bunları kaydettim..
2 hafta nasıl geçti anlamadan, döndüm ve geri geldim..
Etiketler:
içimden bir ses,
sevgili günlük
Pazar, Şubat 19, 2012
Doğmayan güneşe inat, karanlıktan korkmuyorum artık!
Yapabileceğim çok şey var gibi dursa da, aslında elimden hiçbir şey gelmiyor olması benim suçum olabilir, evet.
Ama aslına yapmam gereken çok da bir şey yokmuş gibi duruyor.
Sadece artık karanlıktan korkmuyorum.
İşin garip tarafı, korkmadığım bir şeyin üstüne de yürümüyorum.
Duruyorum. Sonunda ne olacağı belirsiz bir boşlukta.
Neyin doğru, neyin yanlış, neyim imkansız, neyin acımasız olduğunu pek kestiremesem de, bekliyorum.
Sonun gelmesini.
Ama gelmiyor.
Son sonsuzluğa yüz tutuyor...
Uzuyor karanlıklar.
Oysa bilmiyor, ben artık karanlıktan korkmuyorum..
Ona sonsuza dek bakıp, içinde kendi hayallerimde kaybolabilirim...
Ama asla ona doğru bir adım atmam.
O zannediyor ki ona doğru atmadığım her adımda ben ondan daha çok korkuyorum..
Ama öyle değil işte.
Ben sadece bekliyorum, duruyorum, dikiliyorum.
Belki doğru anın gelmesini, belki onun bana gelmesini...
Huzuru..
Sevgiyi.
Sevilmeyi.
Yeniyi.
Yenisini.
Yeni bir sevgiyi..
Birisini...
Bekliyorum...
Ve bana gelip gelmeyeceğini bilmediğim sonsuz bir karanlıkta, bir siluet olarak karşımda belirmesini içten içce umut ediyorum.
Bu kadar.
Etiketler:
içimden bir ses,
saçmalamaca
Pazartesi, Şubat 13, 2012
Umut fakirin ekmeği...
Gemilerim batmış kara veya ak bir denizde.
Önemli değil neresi olduğu.
Batmış gitmiş işte.
İçinde mürettebat...
Kalbimin odacıklarında kimse kalmamış gibi.
Kanı çekilmiş gibi.
Kulaklarımda gereksiz bir uğultu..
Rüzgar mı bu esen?
Gözlerimde bir buğu, gözyaşlarımın sonucu.
Ağlamıyorum.
Esen rüzgarın etkisinden olsa gerek.
Yoksa ben uzun zamandır ağlamıyorum...
İlaçlar bitmiş.
Doktor gelme artık diyor.
"Sen iyisin".
Hayır değilim.
Evet iyiyim belki görünüş olarak ama içimdekileri neden göremiyor kimse.
Ya da ben mi anlatamıyorum gereksinimlerimi...
Sadece sevgi diledim, dilendim, istedim.
Beni olduğum gibi kabul edip sevebilecek birisini.
Şimdi ondan da vazgeçtim.
Mükemmeli aramaktan vazgeçtim.
Aranmaktan vazgeçtim.
Sevmekten, sevilmekten vazgeçtim.
Şimdi tek bir şey istiyorum...
Yağmurun altında şurada olduğu gibi şarkı söyleyebilmek..
Ve çılgınlar gibi dans etmek..
Beklemedeyim...
Önemli değil neresi olduğu.
Batmış gitmiş işte.
İçinde mürettebat...
Kalbimin odacıklarında kimse kalmamış gibi.
Kanı çekilmiş gibi.
Kulaklarımda gereksiz bir uğultu..
Rüzgar mı bu esen?
Gözlerimde bir buğu, gözyaşlarımın sonucu.
Ağlamıyorum.
Esen rüzgarın etkisinden olsa gerek.
Yoksa ben uzun zamandır ağlamıyorum...
İlaçlar bitmiş.
Doktor gelme artık diyor.
"Sen iyisin".
Hayır değilim.
Evet iyiyim belki görünüş olarak ama içimdekileri neden göremiyor kimse.
Ya da ben mi anlatamıyorum gereksinimlerimi...
Sadece sevgi diledim, dilendim, istedim.
Beni olduğum gibi kabul edip sevebilecek birisini.
Şimdi ondan da vazgeçtim.
Mükemmeli aramaktan vazgeçtim.
Aranmaktan vazgeçtim.
Sevmekten, sevilmekten vazgeçtim.
Şimdi tek bir şey istiyorum...
Yağmurun altında şurada olduğu gibi şarkı söyleyebilmek..
Ve çılgınlar gibi dans etmek..
Beklemedeyim...
Etiketler:
deneme,
içimden bir ses
Cumartesi, Şubat 11, 2012
Platonik
Bazı dönemlerim olur benim böyle platonik takılmayı sevdiğim, ya da platonik takılmak zorunda olduğumdan bu durumu sevdiğim...
Saçma ve de gereksiz biliyorum ama.
Benim de bazı geçiş dönemlerim olur böyle.
Yine uzun zamandır ilhamın gelmemesi, okula sıkılmam, hayata sıkılmam.
Şu an bunları yazarken bile aslında ne yazacağımı bilmiyorum..
Öyle saçmalamış bile olabilirim.
Neyse.
Öyle.
Saçma ve de gereksiz biliyorum ama.
Benim de bazı geçiş dönemlerim olur böyle.
Yine uzun zamandır ilhamın gelmemesi, okula sıkılmam, hayata sıkılmam.
Şu an bunları yazarken bile aslında ne yazacağımı bilmiyorum..
Öyle saçmalamış bile olabilirim.
Neyse.
Öyle.
Etiketler:
içimden bir ses,
saçmalamaca
Salı, Ocak 03, 2012
başlıksız
Ruhsuzum.
Ya da ruhum bir süreliğine benden gitmiş.
Yalnızım.
Çaresiz olmadım belki çoğu zaman ama hissettiğim şu ara bu; Çaresizlik!
Sessizlik.
İmkansızlık dahilindeki imkanlar.
Yarınlardaki yansımalar.
Ses olmayan sesler..
Bedenden çıkan ruhun geri dönmek istememesi.
Onda kalmak istemesi.
Rüyaların geri gelmesi.
Can sıkıcı bir sürü detay!
İstememek!
Artık bitmiş olmalıydı demek!
Bağırsak da duyulmamak.
Lanet etmek!
Kusmak!
Çok kusmak!
Belki de çok içmek gerekmek.
Ağlamamak!
Artık ağlamadan hatırlamak.
Ama yine de o lanet günleri hatırlamak!
İsyan etmek!
Unutmayı gerçekten istemek ama başaramamak.
Böyle!
Bu günlerdeki hissiyatım böyle işte!
Ya da ruhum bir süreliğine benden gitmiş.
Yalnızım.
Çaresiz olmadım belki çoğu zaman ama hissettiğim şu ara bu; Çaresizlik!
Sessizlik.
İmkansızlık dahilindeki imkanlar.
Yarınlardaki yansımalar.
Ses olmayan sesler..
Bedenden çıkan ruhun geri dönmek istememesi.
Onda kalmak istemesi.
Rüyaların geri gelmesi.
Can sıkıcı bir sürü detay!
İstememek!
Artık bitmiş olmalıydı demek!
Bağırsak da duyulmamak.
Lanet etmek!
Kusmak!
Çok kusmak!
Belki de çok içmek gerekmek.
Ağlamamak!
Artık ağlamadan hatırlamak.
Ama yine de o lanet günleri hatırlamak!
İsyan etmek!
Unutmayı gerçekten istemek ama başaramamak.
Böyle!
Bu günlerdeki hissiyatım böyle işte!
Etiketler:
haykırmaca,
içimden bir ses
Pazartesi, Kasım 28, 2011
Elveda meyhaneci! Herkes sarhoş olamazken ben aşık olamıyorum! Ne ayak?
27.11.2011/ Pazar 16:00
Bu işte var bir yanlışlık diyorum ben. Hayır yani tamam aşık olmak o kadar kolay, basit bir duygu değil biliyorum ama, insanlardan etkilenemiyorum bile.
Yani etkileniyorum ama yeterince değil belki de. Bağlanamıyorum. Ve evet şu yazımda bahsettiğim gibi, sanırım artık ben de bir katil oluyorum.
Bu kötü, çok kötü hemde...
Ben onun gibi kötü bir insan olmak istemiyorum. Değilim de. Ama resmen insanlara olan güvenim sıfırın altında. Aşka olan inancım tamamen kayıp. Böyle karmaşalar içerisindeyim öyle yani. Canım sıkkın. Ruhum dargın. Bir şeyler ters gidiyor. Öyle...
İlacım bitti. Doktora gitmeye üşendim resmen. 1 haftadır anti-depresansızım. İlk defa geçen gece hüngür hüngür ağladım. Ki ben ilaca başladığımdan beri hiç ağlamamıştım. Böyle de bir garip kavram kargaşası içerisindeyim.
Bu yazıyı da teyzemlerdeyken yazıyorum. Elimde kalemim, kalemle yazmayı özlemişim resmen. Neyse. Hatta birazdan kuaföre gideceğim. Saçlarımla oynamamın zamanı geldi. Klasik kız depresyon belirtisi bu evet. Aman. Ne yapayım ya... Sıkıldım...
( Teyzemdeyken kaleme aldığım bu yazı burada tıkanmış kalmış... Zaten de yazamıyorum bu ara... Öyle işte...)
Etiketler:
deneme,
haykırmaca,
içimden bir ses,
saçmalamaca,
sevgili günlük
Salı, Kasım 15, 2011
Kayıp
Kayıp kelimelerim var benim...
Aklımda sürekli dönen...
Yazıya dökülemeyen..
Bugün öğlen uykusunda bebeğimin nefes alış-verişini dinlerken aklıma doluşan, ama şimdi nerde olduklarını bulamadığım kelimelerim...
Huzurlu, mutlu kelimelerim...
Asi, kırgın kelimelerim...
Kayıplar...
Yok işte...
İçim dolu dışım boş..
Kelimeler kayıp ben kayıp...
Aklımda sürekli dönen...
Yazıya dökülemeyen..
Bugün öğlen uykusunda bebeğimin nefes alış-verişini dinlerken aklıma doluşan, ama şimdi nerde olduklarını bulamadığım kelimelerim...
Huzurlu, mutlu kelimelerim...
Asi, kırgın kelimelerim...
Kayıplar...
Yok işte...
İçim dolu dışım boş..
Kelimeler kayıp ben kayıp...
Etiketler:
deneme,
içimden bir ses
Perşembe, Ekim 27, 2011
Cevapsız tanımlarım...
24.10.2011
Özlemek: Tam anlamıyla tanıma zahmetine girmediğin birini bile özleyebilir misin ki?
Hatırlamak: Şu dünyada canını en çok yakan insanı neden sürekli hatırlarsın?
Anlamak: Görmezden geldiğin gerçeklerin aniden dan dan dan yüzüne vurması...
Yok olmak: Hayatta olup nefes almak, ama nefesten başka hiçbir getirisi olmayan kahpe bir karanlıkta sessizliğe gömülmek midir yok olmak?
Kaybolmak: Yürüdüğün, doğru bildiğin yolların aslında yanlış olduğunu fark edip geri döndüğünde bilmediğin,karanlık sokaklarda bilmediğin dönüş yolunu aramak mıdır seni yoluna geri döndürebilecek olan?
Ve..
Hapsolmak: Geçmişe takılı kalıp düşünmek, düşünmek hep aynı şeylere kafa yormak, başka hiçbir şey umurunda olmamak mıdır bizi bu denli hatıralara iten ve sürekli onlarla boğuşturan?
Sorularımın vardır elbet cevabı,
Ama yanıtlar benim istediklerim değil.
Biliyorum.
Çünkü istediğim yanıtlara ulaşabilseydim,
Huzur denen kelime hayatıma anlam katabilirdi..
Ama olmadı...
Belki de olamayacak...
Etiketler:
deneme,
içimden bir ses,
sorular,
tanımlar
Salı, Ekim 04, 2011
İnsanlar var, "insan"lar var... var işte...
Ne kadar az seçim yapabilme şansına sahibiz aslında.
Mesela ailemizi seçemiyoruz, iyisiyle kötüsüyle onları öyle kabul ediyoruz...
Aşık olduğumuz adamı seçemiyoruz kimi zaman, imkansızlığını bile bile gönül takılıp kalabiliyor istemediğimiz birilerine.
Arkadaşlarımızı belki biraz seçebiliyoruz desek de, seçtiklerimizin çoğu maskeli olabiliyor...
Seçtiğimiz insan aslında bambaşka birisi çıkabiliyor...
Her telden insanoğlu var şu dünyada...
İnsan gibi görünen ama olmayanlar da var.
Garip bir dünya, garip bir döngü...
Yüzsüz dolaşanından binlerce yüzler takınanlara kadar...
Milyonlar belki de milyarlarca "insan"ımsı var...
Peki amaç ne?
Kötülük yapmadaki amaç ne?
İkiyüzlü olmanın amacı ne?
Dengesiz davranmanın amacı ne?
Ruhsuz, düşüncesiz olmanın amacı ne?
Anlamıyorum ve hiç anlayabilecekmişim gibi gelmiyor bana...
İnsanların neden kötü olmayı seçtiklerini anlamıyorum...
İyi niyetin neden suistimal edildiğini anlamıyorum.
Tamam ben süper, melek bir insan değilim biliyorum ama, en azından düşünceli davranmaya çalışıyorum insanlara elimden geldiğince...
Ama neden bir çok insan gereksiz kötü onu da anlamak istiyorum...
Neden yani?
Belki de cevapsız bir soru soruyorum yine hayata...
Garip işte...
Gereksiz yere sinir ediyorlar insanlar beni.
İnsanlar mı ondan da emin değilim ya artık...
Ne kadar çok çeşitte "insan"ımsı varmış şu dünyada...
Bunları yeni yeni gördükçe daha da korkuyorum hayattan...
Daha da çok yaralanmaktan...
Ama yine de...
Mazeretim var!
Asabiyim ben!
Mesela ailemizi seçemiyoruz, iyisiyle kötüsüyle onları öyle kabul ediyoruz...
Aşık olduğumuz adamı seçemiyoruz kimi zaman, imkansızlığını bile bile gönül takılıp kalabiliyor istemediğimiz birilerine.
Arkadaşlarımızı belki biraz seçebiliyoruz desek de, seçtiklerimizin çoğu maskeli olabiliyor...
Seçtiğimiz insan aslında bambaşka birisi çıkabiliyor...
Her telden insanoğlu var şu dünyada...
İnsan gibi görünen ama olmayanlar da var.
Garip bir dünya, garip bir döngü...
Yüzsüz dolaşanından binlerce yüzler takınanlara kadar...
Milyonlar belki de milyarlarca "insan"ımsı var...
Peki amaç ne?
Kötülük yapmadaki amaç ne?
İkiyüzlü olmanın amacı ne?
Dengesiz davranmanın amacı ne?
Ruhsuz, düşüncesiz olmanın amacı ne?
Anlamıyorum ve hiç anlayabilecekmişim gibi gelmiyor bana...
İnsanların neden kötü olmayı seçtiklerini anlamıyorum...
İyi niyetin neden suistimal edildiğini anlamıyorum.
Tamam ben süper, melek bir insan değilim biliyorum ama, en azından düşünceli davranmaya çalışıyorum insanlara elimden geldiğince...
Ama neden bir çok insan gereksiz kötü onu da anlamak istiyorum...
Neden yani?
Belki de cevapsız bir soru soruyorum yine hayata...
Garip işte...
Gereksiz yere sinir ediyorlar insanlar beni.
İnsanlar mı ondan da emin değilim ya artık...
Ne kadar çok çeşitte "insan"ımsı varmış şu dünyada...
Bunları yeni yeni gördükçe daha da korkuyorum hayattan...
Daha da çok yaralanmaktan...
Ama yine de...
Mazeretim var!
Asabiyim ben!
Etiketler:
deneme,
içimden bir ses,
toplumsal kaygı
Pazar, Eylül 11, 2011
Pişmanım!
Durduramadım kendimi.
İçimde birikmişti, patladım.
Duramadım.
Pişman değilim.
Gerçek yüzler çıktı meydana.
Değer verdiğim insanın, bunca zamandır beni bıraktı gitti diye arkasından ağladığım insanın, gözyaşlarımın tek damlasına değmediğini öğrenmiş oldum bu sayede...
Pişmanım, ama sevdiğime, değer verdiğime...
Önemsediğime...
İnsan zannettiğime...
Duyguları var sandığım için pişmanım...
Aşk yok artık...
Yok benim lugatımda.
Benliğimde...
Cidden bir gıdım sevgim vardıysa onu da aldın gittin bu gece..
Bittin be.
Öyle bir düşmek ki bu gözden...
Öyle işte...
Ne teşekkür ne teessüf sana..
Hiçliksin artık bu bedende...
Bir hatadan başka hiçbir şey değilsin.
Pişmanım seni sevdiğimi zannettiğime.
Pişmanım...
İçimde birikmişti, patladım.
Duramadım.
Pişman değilim.
Gerçek yüzler çıktı meydana.
Değer verdiğim insanın, bunca zamandır beni bıraktı gitti diye arkasından ağladığım insanın, gözyaşlarımın tek damlasına değmediğini öğrenmiş oldum bu sayede...
Pişmanım, ama sevdiğime, değer verdiğime...
Önemsediğime...
İnsan zannettiğime...
Duyguları var sandığım için pişmanım...
Aşk yok artık...
Yok benim lugatımda.
Benliğimde...
Cidden bir gıdım sevgim vardıysa onu da aldın gittin bu gece..
Bittin be.
Öyle bir düşmek ki bu gözden...
Öyle işte...
Ne teşekkür ne teessüf sana..
Hiçliksin artık bu bedende...
Bir hatadan başka hiçbir şey değilsin.
Pişmanım seni sevdiğimi zannettiğime.
Pişmanım...
Etiketler:
deneme,
haykırmaca,
içimden bir ses,
sevgili günlük
Çarşamba, Eylül 07, 2011
Geçip giden zaman mı, hayat mı?
(04.09.2011 tarihinde, yazlıkta her zaman sallandığım salıncağımda kalbimden dökülen kelimeler topluluğu)
Bir yıl önce burda otururken kurduğum hayallerle, şimdi aynı yerde anımsadığım hayal kırıklıklarım arasında çok fark var. Zaman çabuk falan geçmiyor belki ama, her şey bir anda çok çabuk değişiyor. Bir yıl önce hayatımın uzun bir dönemini paylaştığım adamla, bozuk giden ilişkimizi onarma çabaları içinde, onunla ilgili hayaller kurarak oturuyordum bu salıncakta. Neler yapsak da ilişkimizin gidişatını kurtarsak diyordum. Oysa şimdi, biten o ilişkimi es geçersek, üstüne yaşadığım 19 günlük bir hayal kırıklığımın acısıyla boğuşuyorum yine aynı salıncakta. Evet 19 gün. Evet 3 yılla kıyaslanmayacak kadar kısa. Ama acısı daha taze olduğundan mıdır bilmiyorum ama daha çok yakıyor canımı. Belki de nedeni tamamen biteceğini beklemememden kaynaklanıyor, bilemiyorum. Aslında biliyorum da burada dile getiremiyorum. İkisinin de hatıraları başka başka. Asla kıyaslama yapamam aralarında. İkisinde de sevdiklerim başka çünkü. İlki bitmişti çünkü geçen sene bu zamanlar bitme sinyallerini vermişti. Çünkü artık sevgi yetmiyordu ve ben illa ki biteceğini biliyordum, hazırlıklıydım. Üzülmedim mi? Çook! Ağlamadım mı günlerce gecelerce? Ağladım! Bağıra çağıra ağladım. Ama biliyordum ki bitecekti. Hazırlamışım kendimi bu sona çoktan. Ve bitti. Acısı da dindi. Hoş hatıralar ve kalp kırıklıklarıyla bitti. Peki sonuncusunda ne oldu da, yas dönemi 3 yıllık biten ilişkiden bile uzun sürdü? Çünkü ben sığınacak bir liman aramıştım, ruhumu dinlendirmiş, yeni bir aşka hazır, konmaya yer aramıştım. O da yorgundu, yılgındı. O da liman aramıştı kendince. Ama hazır değildi. Bunu bile bile bana gel dedi. Ben bunu göre göre ona gittim. Sonra o hazır olmadığının daha da farkına vardı. Ve bitti. Hani bir şeyi çok istersin de olmayınca böyle mal gibi kalırsın ya. Hani tam ulaştım sanırsın, elinden uçup gider ya. Hani koyar ya. Hani can yakar ya. Öyle… Öyle canım yandı işte. Ha şimdi neden bu kadar uzun sürdü diye sorulacak olursa, ben nedenini çözdüm. Biliyorum. Bunun artık sürmemesi için ne yapmam gerektiğini, ya da nasıl halletmem gerektiğini bilemiyorum sadece. Ama tedavi görmeye başlamak bile bunun için bir adım değil midir? Kaybettiğim mutluluğumu geri kazanmaya çalışmak için didinmek de bir adım sayılmaz mı? Eğlenmek için çabalamak da savaşmak değil midir? Öyle. Dinleniyorum, ilaçlarımı içiyorum, gülüyorum, geziyorum, tozuyorum. Tekrar insan formuma geri dönüyorum… Yitip gidenler için de vah vah edip durmuyorum…
Bir yıl önce burda otururken kurduğum hayallerle, şimdi aynı yerde anımsadığım hayal kırıklıklarım arasında çok fark var. Zaman çabuk falan geçmiyor belki ama, her şey bir anda çok çabuk değişiyor. Bir yıl önce hayatımın uzun bir dönemini paylaştığım adamla, bozuk giden ilişkimizi onarma çabaları içinde, onunla ilgili hayaller kurarak oturuyordum bu salıncakta. Neler yapsak da ilişkimizin gidişatını kurtarsak diyordum. Oysa şimdi, biten o ilişkimi es geçersek, üstüne yaşadığım 19 günlük bir hayal kırıklığımın acısıyla boğuşuyorum yine aynı salıncakta. Evet 19 gün. Evet 3 yılla kıyaslanmayacak kadar kısa. Ama acısı daha taze olduğundan mıdır bilmiyorum ama daha çok yakıyor canımı. Belki de nedeni tamamen biteceğini beklemememden kaynaklanıyor, bilemiyorum. Aslında biliyorum da burada dile getiremiyorum. İkisinin de hatıraları başka başka. Asla kıyaslama yapamam aralarında. İkisinde de sevdiklerim başka çünkü. İlki bitmişti çünkü geçen sene bu zamanlar bitme sinyallerini vermişti. Çünkü artık sevgi yetmiyordu ve ben illa ki biteceğini biliyordum, hazırlıklıydım. Üzülmedim mi? Çook! Ağlamadım mı günlerce gecelerce? Ağladım! Bağıra çağıra ağladım. Ama biliyordum ki bitecekti. Hazırlamışım kendimi bu sona çoktan. Ve bitti. Acısı da dindi. Hoş hatıralar ve kalp kırıklıklarıyla bitti. Peki sonuncusunda ne oldu da, yas dönemi 3 yıllık biten ilişkiden bile uzun sürdü? Çünkü ben sığınacak bir liman aramıştım, ruhumu dinlendirmiş, yeni bir aşka hazır, konmaya yer aramıştım. O da yorgundu, yılgındı. O da liman aramıştı kendince. Ama hazır değildi. Bunu bile bile bana gel dedi. Ben bunu göre göre ona gittim. Sonra o hazır olmadığının daha da farkına vardı. Ve bitti. Hani bir şeyi çok istersin de olmayınca böyle mal gibi kalırsın ya. Hani tam ulaştım sanırsın, elinden uçup gider ya. Hani koyar ya. Hani can yakar ya. Öyle… Öyle canım yandı işte. Ha şimdi neden bu kadar uzun sürdü diye sorulacak olursa, ben nedenini çözdüm. Biliyorum. Bunun artık sürmemesi için ne yapmam gerektiğini, ya da nasıl halletmem gerektiğini bilemiyorum sadece. Ama tedavi görmeye başlamak bile bunun için bir adım değil midir? Kaybettiğim mutluluğumu geri kazanmaya çalışmak için didinmek de bir adım sayılmaz mı? Eğlenmek için çabalamak da savaşmak değil midir? Öyle. Dinleniyorum, ilaçlarımı içiyorum, gülüyorum, geziyorum, tozuyorum. Tekrar insan formuma geri dönüyorum… Yitip gidenler için de vah vah edip durmuyorum…
Etiketler:
haykırmaca,
içimden bir ses,
saçmalamaca,
sevgili günlük
Perşembe, Ağustos 25, 2011
Ara lazım galiba bana...
Neden lazım, anlatayım.
Geçen gece yazdıklarımı -son 2 ayı- geri okuma yaptım. Ara ara geri okuma yaparım ben, bu iki ayda yapmamıştım, geçen gece yaptım. Farkettim ki, artık kendimi tekrar etmeye başlamışım. Dert yandığım şeyler aynı, dert yanma biçmim, kullandığım kelimeler, kurduğum cümleler aynı. Bu da kafamda sürekli aynı şeyleri aynı şekilde kurduğumu gösteriyor. Hayal gücümün sınırlarını zorlayıp da bir hikaye yazma girişiminde de bulunmamışım. Günlük yapmışım burayı resmen. Tamam burasının adı "İçimden bir ses", elbetteki içimden geçenleri yazacağım ama, bu kadar melankoli, yetmiş, artmış bence. Üretkenliğimin tükendiği hissine kapılmaya başladım. Kendimi zaten toplamaya ihtiyacım var, kafamı da toplamaya ihtiyacım var. Hayallerimin de dinlenmesi gerekmiş meğer.
Bu nedenle ne kadar olduğunu bilmediğim bir süre buraya yazmamaya karar verdim. Kağıtlarımı, kalemlerimi tüketme zamanı şimdi. Çünkü yazı yazmadan duramam biliyorum...
Ve azda olsa beni okuyan sizlere, daha eğlenceli, daha az melankolik, depresyondan uzak yazılarla dönebilmek adına, kendimi nadasa bırakıyorum...
En kısa zamanda görüşmek dileğiyle...
Etiketler:
içimden bir ses,
toplumsal kaygı
Şiir de okurum ki ben diyenlere...
Ayrıca Burdayım..
Etiketler
- içimden bir ses (77)
- deneme (43)
- haykırmaca (27)
- saçmalamaca (25)
- sevgili günlük (15)
- kurgusal saçmalamalar (6)
- masal (6)
- toplumsal kaygı (6)
- tavsiye (5)
- kurgusal gerçekler (2)
- sorular (2)
- veda (2)
- şiirmişcesine (2)
- cevaplar (1)
- devamı gelecek (1)
- mektup (1)
- pes etmişlik (1)
- tanımlar (1)
- topluca yazı yazma (1)
