Klasik bir insanım ben,
Klasik hikayeler severim...
masal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
masal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Eylül 28, 2011

Varmış bizim de bir hikayemiz...

23/06/2011 - 03.00 
Tatlı bir meltem esiyor bugün burada.
Yapraklar naif bir şekilde sallanıyorlar bir sağa, bir sola. 
Öyle hoş bir koku var ki etrafta, bahar değil de yaz kokusu adeta. 
Denizin çırpınan sesi uzaktan doluyor kulaklarıma. 
Bense oturmuşum verandamda kahvemi yudumluyorum günün batışında.
Gözümün önünde en sevdiğim çiçeklerim, rengarenk bir orman oluşturuyorlar bana. 
Usulca yanlarına gidiyorum ve her gün yaptığım gibi başlıyorum hikayemizi anlatmaya. 
Sessizce dinliyorlar hikayemizi. 
Her gün faklı bir yönünü anlatıyorum onlara. 
Seni yavaş yavaş tanısınlar istiyorum. 
Daha çok var gelmene buralara. 
Öyle yavaş anlatıyorum ki hikayemizi, sonunu öyle güzel planlıyorum ki, tam sen geldiğinde, tam hasret bittiğinde, hikayemizin hasret kısmı da bitmiş olsun diye.
Sonra tatlı bir meltem esiyor yine. 
Ve ben uyuyakaldığım sandalyemden kalkıp içeri giriyorum ürpererek. 
Üzerime örtülen şalın nerden geldiğini düşünerek...


(Bir zamanlar yazmışım, karalamışım bir yerlere, yeni buldum bu yazımı)

Perşembe, Temmuz 28, 2011

Bir katilin masalı...

Önce bir kurbandı o da "ben"im gibi.
Katili tarafından kandırılmış, cezbedilmiş...
Katiline güvenmiş, aldanmış, yanılmış.
Sonra bir gün, katili bıraktı onun elini, güvenini boşa çıkardı, dımdızlak ortada kaldı.
Katili ona acımadı ve öldürdü, sonra dönüp arkasına bile bakmadı.

Bir süre ölü kalmayı seçti bizimki.
Ağladı, zırladı, geri dönmek istedi, yapamadı.
Baktı ki geri dönüşü yok, ve katilinden almış zehri, o da kendine kurbanlar aramaya başladı.
Belki bir kaç umursamaz deneme yaptı, olmadı.
Sonra karşısına ona güvenmeye hazır bir "ben" çıktı.
Şimdi katil konumunda o, kurban konumunda "ben" vardı.
"ben" tıpkı katilin bir zamanlar kendi katiline yaptığı gibi ona güvendi, aldandı, yanıldı.
Ve katil bir anda "ben"in elini bıraktı.
Çünkü o kendi katilini hala unutamamıştı.
Zehrini "ben"e bulaştırarak gitti, o da ardına bile bakmadı.

Şimdi bu "ben" de bir süre ölü kalmayı seçti.
Ağladı, zırladı, geri dönmek istedi.
Ama "ben" de yapamadı, geri dönemeyeceğini anladı.
Şimdi sıra "ben"e geçmişti.
Şimdi katil "ben", kendine yeni kurbanlar aramaya başladı...
Ve bulduğunda muhtemelen katilinin "ben"e yaptığını "ben" de bir başkasına yapacaktı.
Çünkü "ben" de hala kendi katilini unutamamıştı...

Salı, Mart 01, 2011

Oysa ki ben iç dünyamda çok yalnızım...

Uyumadan önce sarılmak istediğim biri var mesela.
Sımsıkı sarılmalı, kendimi güvende hissetmeliyim.
Ama o yanımda değil mesela.
Kim bilir kiminle, kime sarılıyor..
Bildiğim tek şey bana sarılmadığı.
Belki de beni tanımadığı, ya da umursamadığı.
Gün içerisinde kim bilir kaç kişiyle göz göze geliyordur.
Ama o gözler bir tek benimkine bakmıyor nedense.
Görmezden geliyor belki, belki de görmüyor bile gerçekten.
O kadar mı silindim bu dünyadan da görmüyor beni bilmiyorum.
Belki de görmek istemiyor da olabilir.
Canım yanmıyor ama bu defa çok fazla.
Alıştım sanırım artık yok sayılmaya.
Gözlerden uzakta, kendi köşemde, kendi duygularımla yanıp kavrulmaya..
Oysa ben her gün duyuyorum onun sesini.
Sürekli aşktan bahsediyor, sevmekten, kavuşamamanın acısından..
Acı çekiyor o da benim gibi, bunu hissediyorum.
Ama bana değil bu duygular, sanırım onu da biliyorum..
Zaten senin farkında olmayan bir insandan senin için yanıp tutuşmasını nasıl beklersin?


Kafam gerçekten çok karışık bu aralar.
Ne hissetiğimi bile bilemeyecek kadar.
Kendimde olup olmadığımı farkedemeyecek kadar..
Çok fazla uyumak istiyorum.
Uyumadan önce de ona sarılmak...
Ama "O" yok işte....

Salı, Ağustos 17, 2010

Sen Aslında Bir Korkak Değilsin...

Kime daha fazla güvenebileceğini nasıl bilebilirsin ki?
Eğer yeterince gözlem yeteneğin yoksa ya da hislerin yeterince kuvvetli değilse.
İçinde büyüyen güvensizlikle daha nereye kadar idare edebilirsin ki yaşamaya?
Kaçmak için fırsatın varken kime doğru kaçabilirsin?
Gerçekten kim düşmanın?
Bunu görebiliyor ya da hissedebiliyor musun?
Peki ya ne zaman gerçekten sevdiğini kabul edeceksin?
Ya da önce sen, kendin ne zaman sevdiğinden emin olacaksın?
Ya da sevdiğin için pişman mı olacaksın?
Peki sevdiğinin seni sevdiğinden emin olduğun kadar, senin ona olan sevginin gerçekliğinden ne kadar emin olacaksın?
Ya da kendine gerçekten güvenmeyi ne zaman öğreneceksin?
Hatta yaşamayı ne kadar çok istediğini ama bundan kimin için vazgeçtiğini ne zaman fark edebileceksin?
Korkuyorsun, ki bu çok normal.
Ama sonucunda mutlu olmayacağını nerden biliyorsun da atılmaktan çekiniyorsun?
Haydi kalk!
Silkelen!
Kendine gel!
Unutmaman gereken bir şey varsa; o da şu an asla pes etme zamanı olmadığıdır.
Savaşmaktan sakın kaçınma.
Zaman bu zamandır!

Perşembe, Haziran 17, 2010

Su Perisi...

Suda yaşayan bir su perisi. Kanatları yok uçmak için, sadece yüzüyor. Derin nehirlere dalıp temiz okyanuslarda dolaşıyor. O kadar masum ki, o kadar saf ve temiz ki… Bilmiyor hiç çevresinde olup biten kötülükleri. O kadar bihaber ki etrafından en yakın dostları bile -yani öyle sandıkları- arkasından kuyusunu kazıyor.

O böyle sakin yaşamına devam ederken, bir gün bir ağ atılıyor dolaşıp durduğu denize. Daha önce hiç böyle bir şey görmemiş olan su perisi ona daha yakından bakabilmek için yaklaşıyor, inceliyor… Gözlerini yeryüzünde açıyor. Oksijenle burada tanışıyor. Güneşin gerçek yüzüyle, ayın yakamozunu görüyor. Suyun altındaki berraklıktan uzak, herkesin, her şeyin gerçek yüzünü görüyor. Oysa sudayken, sahte de olsa her şey çok da güzelken, burada gerçeklerle yüzleşiyor. Kimsenin tanıdığı gibi olmadığını görüyor. Daha da yıkılıyor. Yıkıldıkça nefesi tükeniyor. Sudan ayrıldığı şu az dönemde o kadar çok şey öğreniyor ki hayata dair. Şimdi o temiz, berrak yere asla geri dönemez. Sahte çünkü. Ama burada yalanların içinde de kalamaz. Gözlerini yumuyor. Son kez bir nefes alıyor sahte dünyadan. Ve kanatlarına kavuşuyor. Uçuyor… Tüm güzellik ve kötülükleri ardında bırakarak göğe yükseliyor…

Çarşamba, Mayıs 26, 2010

"Ben"in Masalı

Bugün bir masal yazmak istedim kahramanı “ben” olan. Beyaz atlı bir prens beklemeyen, aynanın ona en güzel olduğunu söylemesini istemeyen, prensin gelip onu öpmesini ummayan “ben”.

Neden her masalda sihirli bir şeyler olmak zorunda?

Normal insanların da masalları olamaz mı?

Bugün kahramanı “ben” olan bir masal yazmak istedim. Çok mu zor bunu istemek? İstememek mi gerek? Bilemedim.

Ama ben yine de “ben” in masalını yazacağım. Bu konuda inatçıyım. Siz de okumak için buradaysanız eğer; okuyacaksınız! Üzgünüm…

Bir gün bir “ben” varmış derslere girmekten çok sıkılan. “Ben”in bu hafta son okulda son haftasıymış. Bu “ben”, sevgilisiyle de biraz atışıkmış. Ve final sınavları yaklaştığı için tüm gerilimler birikmiş. “Ben” bu yüzden kendini çok baskı altında hissediyormuş. Araları limoni olan sevgilisine bile derdini anlatamıyormuş. Kendini açıklama yeteneğini kaybetmiş. “Ben” bazen çok bunaldığında ağlamak istiyormuş ve ağlayamıyormuş. Bu “ben”in hayatındaki en acayip dönemmiş. Çünkü “ben”in hisleri öyle acayipmiş ki bu aralar, “ben” ne yapacağını bilemiyormuş.

Peki “ben” bundan sonra ne yapmalı?