Klasik bir insanım ben,
Klasik hikayeler severim...
saçmalamaca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
saçmalamaca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Ağustos 22, 2013

Bazen...

O elini tutmak var ya, o elini tutmak..
Sımsıkı...
Asla bırakmayacak bir şekilde...
Hep benimmişsincesine...
Her koşulda yanımda olurmuşsuncasına...
Yağmuru dinleyip, şimşekten korkunca sana sarılırmışımcasına...
O elini tutmak var ya..
Sakın bırakma...

Cuma, Mayıs 10, 2013

Saçmalamaya Yetişememek...

02.04.2013
Laboratuvar
15:12
Kelimelerin kağıda dökülüş hızı
Kalemin kağıda değdiği anda geri dönüşü olmayan bir yola girdiğini bilmesi
Beynimdekilerin kalemimden hızlı akıp gitmesi,
Benim buna yetişememem.
Benim hep o aynı yerde, aynı kağıtla, aynı kalemlerle saatlerce beklemem ve ilhamın hiç gelmemesi.
Zamanın amansızca akıp gitmesi
Ruhumun zamansızca kirlenmesi
Büyümek, büyümek, büyümek istemek
Çocuk kalan ruhun yetişkin bedende sıkışması.
Çocuk kalmak 
Hep çocuk kalmak
Hep, hep, hep..
Ansızın düşen yapraklar misali
Ağlamak.
Gözyaşlarının haddini bilmemesi
Gereksizliğin en ötesi, en ötesi
Neredeyim ki?
Orda, burda, her yerde, hiçbir yerde.
Ne yerde, Ne gökte
Arada
Sıkışmış dört duvar arasında...

Alışkın Değilim Sana Ben...

02.04.2013
Laboratuvar
14:10
Yağan yağmurun sesi,
İliklere işleyen soğuk.
Sessiz sessiz süzülen damlalar...
Kalbimin gümbürtüsü
Heyecanın dorukları
Ve sen...
            Gelirsin de aniden..
            Saçmalarım ben.
            Gelme genelde sen.
            Alışkın değilim gelmelerine ben.
Yağmurlarda yürümek,
Toprağın kokusunu ciğerlerine çekmek..
            Yine de gelme sen.
            Alışkın değilim gelmelerine ben.
Gidilebilinecek en uzak diyarlara gelirim de, 
Sesimin tınısını kontrol edemem.
Sana "Seni Seviyorum" diyemem.
            Yok, yok, gelme sen
            Alışkın değilim gelmelerine ben.
Sabahın üçü beşi bana fark etmez de,
Yağmurun güneşe göz açtırmaması,
Güneşin buna hiç aldırmaması fark eder.
Belki de sadece bu fark eder.
Şu fani dünyada güneş hep gizlenecekse kara bulutların ardına
İşte bu fark eder.
Yağmur ileride bir gün elbet diner.
Peki ya hiç ortaya çıkmazsa güneş?
Peki ya hiç gelmezse karanlık?
O zaman yüreğinin sesini kim dinler?
Sorarım sana, sebepsizce bundan sonra kim sever?
Peki ya sen?
            Ya sen aniden gelirsen?
            Yok.. Bırak.. Gelme sen!
            Alışkın değilim gelmelerine ben...


(Laboratuvarda bi ara karalamışım bunu, biraz beğendim biraz beğenmedim ama yazdım buraya yine de işte...)

Pazartesi, Mart 25, 2013

başlıksız olsana sen de...

Benim hala umudum var.
Mutlu olmak üzereyim aslında.
Bir kaç adım sonra,
Çok az bir zaman sonra,
İnancım var.
Ama kararıyor bazen olur olmaz yerde gündüzler.
Kara kara bulutlardan yağmurlar düşüyor toprağa.
O zaman umutsuzluk kapımda beliriyor.
Gelme diyorum.
Girme içeri.
Giriyor tek bir nefes alma süresinde ciğerlerimden kalbime doğru.
Tamam diyorum.
İşte şimdi her şey bitti.
Sonra gidiyor.
Yağmur diniyor bir anda.
Gökkuşağı salınıyor gökte..
Ve ben karışıyorum o yedi renge...

Salı, Mart 12, 2013

Galiba...

"Galiba sensizlikten yoruldum"
"Benle olunca da benden yoruluyorsun"
"Sen de en az sensizlik kadar yorucusun"
"Ben senin varlığında hiç yorulmadım"
"Sen benim için yeteri kadar uğraşmadın"
"Sen benim için ne kadar uğraştın ki?"
"Senden nefret etmemek için yeterince"
"Benden nefret etme"
"Beni sevme"
"Beni bırakma"
"Gitmem gerek"
"Gitme"

Salı, Şubat 26, 2013

Git

İçime çektiğim sigaradaki zehirsin sen.
Zift gibi karanlık.
Koyu ve de yoğun.
Ve bağımlılık yapıcı, keyif verici, uyarıcı.
İstenmeyensin aslında bu bedende, sonuna kadar verip nefesi atmalı dışarı seni.
Damarlarda gereksizce dolaşan, nefret ettirici ama bir o kadar da davetkar.
Lanet olması gereken bir hissin.
Histen ötesin bazı zamanlarda, ama çoğunlukla var olması istenmeyen...

Git.
Dedim ya sana hep.
Tam anlamıyla gelmiyorsun hiç, o zaman git.
Neden bekliyorsun boş yere burda?
Gelmiş gibi görünmeler sana göre değil.
Sen git.
Durmayı, kalmayı beceremediğin bir sevda bana göre değil.
Git.

Sana hiç gel demedim, gelme dedim.
Sen inat ettin hep geldin, eksik.
Yarım yamalak yaşanan bir sedanın son külleri de savruldu artık.
Bırak beni bende, defol git.
Son nefesi verdim ben az önce.

Pazartesi, Şubat 04, 2013

Ve kadın, adama "gelme" dedi...

Bir adam var.
Var olduğundan emin olduğum.
Var olacak olduğunu hissettiğim.
Var olması gerektiğini bildiğim bir adam.
Orada.
Buradan çok uzakta olmayan, ama çok yakında da değil, orada..
Gelmiyor, gidemiyorum.
Duruyor, bekliyorum.
Bir adam var orada.
Kalbi benimle burada, biliyorum.
Ama aklı bambaşka diyarlarda.
Bir adam var biliyorum.
Teninde başkalarının kokusu, kalbinde ben olduğunu bildiğim bir adam.
Yağmurun altında sadece benim adımı sayıklayan, ama başını başkalarının omuzlarına yaslayan.
Bir adam var o lanet yağmurdan kaçan.
Olması gerektiği yerde asla olmayan.
Canı sıkıldığında dahi, gururundan aramayan.
Sevgisi kalbinde gömülü olan bir adam.
Asla aradığı huzuru bulamayacak olan bir adam.
Güneşe baktığında gözleri kamaşmayan, elini uzattığında beni tutamayan.
Orada.
Biliyorum, tam karşımda durup hep bana bakan bir adam var.
Olması gerektiği zamanı bir türlü tutturamayan.

Ve bir kadın var tam karşısında durup hep o adama bakan.
Gözleriyle gel deyip, kalbiyle ona karşı koyan.
Kalbini dinlemekten yorulmuş, sadece beyniyle konuşan.
Belki de kalbinden korkan.
Korkak bir kadın var adamın tam karşısında.
Adama sürekli lanet yağdıran, ama aslında içten içte tüm suçun kendisinde olduğunu bilen bir kadın.
Adama hep git diyen, gelmediğinde adama kızan.
Seven, adamdan çok seven, ama asla dile getirmeyen, gözle yansıtmayan bir kadın.
Belki de artık taşlaşmış bir kalbe sahip olan bir kadın.
Adamın tam karşısında durup gözlerinin içine bakan, gel diyen ama adım atmayan bir kadın.
Adamın "geliyorum" deyişine "dur" diyen kadın.
O sevdiği adama asla kavuşamayacak olan kadın.

Ve bir adam var tam karşısında kadının.
Olması gerektiği yerde durup sadece işaret bekleyen, ama o işareti bir türlü alamayan.

Bir adam var orada öyle ortalıktan duran ve bir de kadın.
Birbirlerine sonsuzluk gibi uzun bir süre bakıp, asla kavuşamayacak olan bir adam ve bir kadın.

Cuma, Mayıs 25, 2012

Olmadı Baştan...

Yani sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı? - Nazım Hikmet

Hayat bazen çok böyle değil mi?
İstiyoruz ve olmuyor diye, gözyaşı dökmek niye?
Karşılık beklemeden yapılmalı bence sevmek.
Sadece sevmek.
Nerde okuduğumu anımsayamadığım bir yerde diyordu ki, "ben sadece kendimden emin olabilirim seni sevdiğimden, sen istediğin kadar seni seviyorum de bana bunu kanıtlamayazsın" bu tarz bi yazıydı işte.
Doğru bence.
Sadece sevmekle yükümlüsün.
Karşı tarafa tek bir kelime bile edemezsin.
Etmemelisin de..
Öyle işte...






(anlatmak istediklerimi anlatamadığım çok saçma bir yazı oldu bu evet!)

Pazar, Şubat 19, 2012

Doğmayan güneşe inat, karanlıktan korkmuyorum artık!

Yapabileceğim çok şey var gibi dursa da, aslında elimden hiçbir şey gelmiyor olması benim suçum olabilir, evet.
Ama aslına yapmam gereken çok da bir şey yokmuş gibi duruyor.
Sadece artık karanlıktan korkmuyorum.
İşin garip tarafı, korkmadığım bir şeyin üstüne de yürümüyorum.
Duruyorum. Sonunda ne olacağı belirsiz bir boşlukta.
Neyin doğru, neyin yanlış, neyim imkansız, neyin acımasız olduğunu pek kestiremesem de, bekliyorum.
Sonun gelmesini.
Ama gelmiyor.
Son sonsuzluğa yüz tutuyor...
Uzuyor karanlıklar.
Oysa bilmiyor, ben artık karanlıktan korkmuyorum..
Ona sonsuza dek bakıp, içinde kendi hayallerimde kaybolabilirim...
Ama asla ona doğru bir adım atmam.
O zannediyor ki ona doğru atmadığım her adımda ben ondan daha çok korkuyorum..
Ama öyle değil işte.
Ben sadece bekliyorum, duruyorum, dikiliyorum.
Belki doğru anın gelmesini, belki onun bana gelmesini...
Huzuru..
Sevgiyi.
Sevilmeyi.
Yeniyi.
Yenisini.
Yeni bir sevgiyi..
Birisini...
Bekliyorum...
Ve bana gelip gelmeyeceğini bilmediğim sonsuz bir karanlıkta, bir siluet olarak karşımda belirmesini içten içce umut ediyorum.
Bu kadar. 

Pazartesi, Şubat 13, 2012

Cevaplar kitabı ve ben

Lessien= Aşık olmalı mıyım?
Cevaplar kitabı= Evet.

L= Peki o bana aşık olacak mı?
C= İlk aklına geleni yapma.

L= Peki bu aşkın sonu da hüsran mı olacak?
C= Bir yıl sonra bunun hiç bir önemi kalmayacak.

L= O, benim için doğru insan mı?
C= Çok iyi bir sonuç elde edebilirsin.

L= Aramızdaki mesafe ilişkimize engel olacak mı?
C= Artık bu konuda yeterince deneyimin var.

L= Mutlu olacak mıyız?
C= Ya doğrusunu yap ya da hiç yapma.

L= O bana gelecek mi?
C= Hiç kuşku duyma.

L= Beklemeli miyim?
C= Kurallara uy.

L= Ortak noktalarımız yeterli mi?
C= Evet.

L= Bu sene içerisinde kavuşur muyuz?
C= Bu işi daha sonra ele al.

L= O da benden etkilenmiş mi?
C= İşi sonuçlandırmak için ısrarlı ol.

L= Kitap, bu söylediklerine inanmalı mıyım?
C= Boşuna zamanını harcama.

Cumartesi, Şubat 11, 2012

Platonik

Bazı dönemlerim olur benim böyle platonik takılmayı sevdiğim, ya da platonik takılmak zorunda olduğumdan bu durumu sevdiğim...
Saçma ve de gereksiz biliyorum ama.
Benim de bazı geçiş dönemlerim olur böyle.
Yine uzun zamandır ilhamın gelmemesi, okula sıkılmam, hayata sıkılmam.
Şu an bunları yazarken bile aslında ne yazacağımı bilmiyorum..
Öyle saçmalamış bile olabilirim.
Neyse.
Öyle.

Pazartesi, Kasım 28, 2011

Elveda meyhaneci! Herkes sarhoş olamazken ben aşık olamıyorum! Ne ayak?

27.11.2011/ Pazar 16:00

Bu işte var bir yanlışlık diyorum ben. Hayır yani tamam aşık olmak o kadar kolay, basit bir duygu değil biliyorum ama, insanlardan etkilenemiyorum bile.
Yani etkileniyorum ama yeterince değil belki de. Bağlanamıyorum. Ve evet şu yazımda bahsettiğim gibi, sanırım artık ben de bir katil oluyorum.
Bu kötü, çok kötü hemde...
Ben onun gibi kötü bir insan olmak istemiyorum. Değilim de. Ama resmen insanlara olan güvenim sıfırın altında. Aşka olan inancım tamamen kayıp. Böyle karmaşalar içerisindeyim öyle yani. Canım sıkkın. Ruhum dargın. Bir şeyler ters gidiyor. Öyle...
İlacım bitti. Doktora gitmeye üşendim resmen. 1 haftadır anti-depresansızım. İlk defa geçen gece hüngür hüngür ağladım. Ki ben ilaca başladığımdan beri hiç ağlamamıştım. Böyle de bir garip kavram kargaşası içerisindeyim.
Bu yazıyı da teyzemlerdeyken yazıyorum. Elimde kalemim, kalemle yazmayı özlemişim resmen. Neyse. Hatta birazdan kuaföre gideceğim. Saçlarımla oynamamın zamanı geldi. Klasik kız depresyon belirtisi bu evet. Aman. Ne yapayım ya... Sıkıldım...

( Teyzemdeyken kaleme aldığım bu yazı burada tıkanmış kalmış... Zaten de yazamıyorum bu ara... Öyle işte...)

Çarşamba, Eylül 07, 2011

Geçip giden zaman mı, hayat mı?

(04.09.2011 tarihinde, yazlıkta her zaman sallandığım salıncağımda kalbimden dökülen kelimeler topluluğu)

Bir yıl önce burda otururken kurduğum hayallerle, şimdi aynı yerde anımsadığım hayal kırıklıklarım arasında çok fark var. Zaman çabuk falan geçmiyor belki ama, her şey bir anda çok çabuk değişiyor. Bir yıl önce hayatımın uzun bir dönemini paylaştığım adamla, bozuk giden ilişkimizi onarma çabaları içinde, onunla ilgili hayaller kurarak oturuyordum bu salıncakta. Neler yapsak da ilişkimizin gidişatını kurtarsak diyordum. Oysa şimdi, biten o ilişkimi es geçersek, üstüne yaşadığım 19 günlük bir hayal kırıklığımın acısıyla boğuşuyorum yine aynı salıncakta. Evet 19 gün. Evet 3 yılla kıyaslanmayacak kadar kısa. Ama acısı daha taze olduğundan mıdır bilmiyorum ama daha çok yakıyor canımı. Belki de nedeni tamamen biteceğini beklemememden kaynaklanıyor, bilemiyorum. Aslında biliyorum da burada dile getiremiyorum. İkisinin de hatıraları başka başka. Asla kıyaslama yapamam aralarında. İkisinde de sevdiklerim başka çünkü. İlki bitmişti çünkü geçen sene bu zamanlar bitme sinyallerini vermişti. Çünkü artık sevgi yetmiyordu ve ben illa ki biteceğini biliyordum, hazırlıklıydım. Üzülmedim mi? Çook! Ağlamadım mı günlerce gecelerce? Ağladım! Bağıra çağıra ağladım. Ama biliyordum ki bitecekti. Hazırlamışım kendimi bu sona çoktan. Ve bitti. Acısı da dindi. Hoş hatıralar ve kalp kırıklıklarıyla bitti. Peki sonuncusunda ne oldu da, yas dönemi 3 yıllık biten ilişkiden bile uzun sürdü? Çünkü ben sığınacak bir liman aramıştım, ruhumu dinlendirmiş, yeni bir aşka hazır, konmaya yer aramıştım. O da yorgundu, yılgındı. O da liman aramıştı kendince. Ama hazır değildi. Bunu bile bile bana gel dedi. Ben bunu göre göre ona gittim. Sonra o hazır olmadığının daha da farkına vardı. Ve bitti. Hani bir şeyi çok istersin de olmayınca böyle mal gibi kalırsın ya. Hani tam ulaştım sanırsın, elinden uçup gider ya. Hani koyar ya. Hani can yakar ya. Öyle… Öyle canım yandı işte. Ha şimdi neden bu kadar uzun sürdü diye sorulacak olursa, ben nedenini çözdüm. Biliyorum. Bunun artık sürmemesi için ne yapmam gerektiğini, ya da nasıl halletmem gerektiğini bilemiyorum sadece. Ama tedavi görmeye başlamak bile bunun için bir adım değil midir? Kaybettiğim mutluluğumu geri kazanmaya çalışmak için didinmek de bir adım sayılmaz mı? Eğlenmek için çabalamak da savaşmak değil midir? Öyle. Dinleniyorum, ilaçlarımı içiyorum, gülüyorum, geziyorum, tozuyorum. Tekrar insan formuma geri dönüyorum… Yitip gidenler için de vah vah edip durmuyorum…

Salı, Ağustos 16, 2011

Gereklilik kipi gereklidir!

Yapılması gereken şeyler var.
Bunları yaparken etkilenebilecek insanlar var.
İnsanları en az etkileyecek şekilde yapılması gerekenlerin yapılması gerek.
Çünkü gereklilik var ortada.
...
Mesela birden çok sevememek gerek.
Kalbinin kapılarını ardına kadar açmaman gerek.
Duvarlarını asla yıkmaman gerek.
İnsanlara sonsuz bir bağla güvenmemek gerek.
...
İlla ki biri gelecek, birden çok sevdiğin o kişi olacak, sonra kalbinin açtığın o kapılarından girecek, yıktığın duvarların üstüne basarak güveninin içine edip gidecek.
Ve bu asla bir kere olmayacak.
...
Ya da o kişi gelecek, birden çok sevdiğin kişi olmayacak ama sen etkileneceksin, kalbinin açtığın kapılarından içeri giriyormuş gibi yapacak ama birden aniden gidecek, yıkılmış duvarlar olmasa da, güveninin yine içine edilmiş olacak.
...
Son bir alternatif daha var ki, o kişi hiç gelmeyecek, güvenecek insan olmayacak, güven yıkılmayacak, sonsuz yalnızlık hep senin olacak.
...
Her koşulda yapılması gerekenler yapılmış olacak.
Çünkü gereklilik varsa, yapılması gereklidir her koşulda...

Cuma, Ağustos 05, 2011

Oysa...

Sakin, sessiz bir yolda yürüyordum yavaş yavaş adımlarla.
Uzaktan dalgaların sesi geliyordu kulağıma.
Yönümü dalgalara doğru çevirdim.
Deniz kıyısına varmalı, sahilden, denizin içinden yürümeliyim diye düşündüm.
Yavaş yavaş o tarafa doğru yürüdüm.
Dolunayın aydınlattığı yolda benden başka kimsecikler yoktu.
Ve gece giderek kararıyordu.
Bir şeyler olacağını sezinlesem de, yoluma devam ettim.
Sahile vardığında neredeyse zifiri karanlık olmuştu.
Dalga seslerini duyuyor, ama denize bir türlü ulaşamıyordum.
Sonra karşımda bir siluet belirdi.
Sendin.
Yine sen.
"Neden burdasın?" dedim sana.
"Ben hiç gitmedim" dedin.
Yalan!
Bana yine yalan söyledin.
Sen gittin!
Gitmiştin.
Yere çöktüm, ağlamaya başladım, "Yapma bunu bana" diye yalvardım sana.
"Git" dedim, "Git! Gelme, çıkma karşıma bir daha".
"Olmaz" dedin, "Ben hep geleceğim, hep burada olacağım".
"Olma" dedim sana, yalvardım, "Bana ümit verme".
Ama sen dinlemedin.
Saatlerce ağladım, sen de saatlerce orada öylece karşımda durdun ve beni izledin.
"Ağlama" demedin, ya da "Seni seviyorum".
Ama "Orada öylece durman bile benim için bir ümit" dedim, dinlemedin.
Ne sen gittin, ne de ben kalkıp sana gelebildim.
Aramızda beş adımdan fazla yoktu ama, o kadar çok derin bir boşluk vardı ki, adım atmaya korktum.
Sense adım atmak için orada yoktun.
Sadece bedenen oradaydın.
Ruhen, kalben olmak istediğin yer burası değil biliyorum.
"Git" dedim sana.
Gitmedin.

Sonra ben yine sıçrayarak uyandım.
Sen aslında yine yoktun.
Her gece olduğu gibi, gittiğinden beri istisnasız her gece olduğu gibi, sen yine yoktun.
Kendime gelmem, bunun bir kabus olduğunu anlamam yine uzun sürdü.
Artık bünyem seni öyle dışlıyor ki, beni senden korumayı öyle çok istiyor ki, rüyama her girdiğinde, yani her gece, sıçrayarak uyanıyorum.
Korkuyorum.
Kalbim çarpıyor hızlı hızlı.
Sonra sakinleşiyorum.
"Rüyaydı, hatta kabustu" diyorum.
Sonra tekrar uyumaya çalışıyorum.
Sonra seni hatırlıyorum.
"Neden" diyorum, "Neden giriyorsun rüyalarıma, neden?"
Ama ne sen cevap verebiliyorsun bana, ne de ben bir cevap bulabiliyorum kendime...
Seni rüyamda görmeyi kafama takıyorum, seni düşünüyorum, seni düşünmeyi bırakamadığım için rüyamda görüyorum, kısır bir döngüde hayat yani benim için...

Sen neler yaşıyorsun, bilmiyorum...
Belki de bilmek istemiyorum...
Bilmiyorum...

Perşembe, Temmuz 21, 2011

Bitmesi gerekiyordu, bitmeliydi, yapmalıydım...

Büyük bir adım atmış olabilirim kendimce.
Sildim seni hayatımın göz önünde olduğun kısmından.
Çıkarttım attım.
Şimdi sıra kalbimde.
Ordan da gitceksin zamanı geldiğinde.
Göz görmeyince gönül katlanır ilkesine dayanarak, sildim seni.
Kalbimden de gitceksin.
Gitmelisin.
Öyle.
Kural bu....

Çarşamba, Temmuz 20, 2011

Bazen o konuşur kendi kendine öyle...

E sus artık.
Bazen çok fazla konuşuyorsun.
Kendi kendine senaryolar yazıyorsun, sonra onlara inanıyorsun.
Gerçek zannediyorsun.
Sonra o geçiyor, başka senaryolar, alternatif sonlar...
Sürekli konuşuyorsun.
Öyle değilse böyle, bu olmazsa şu diye diye...
Susmuyorsun ki hiç.
Uyurken bile konuşuyorsun.
Rüyalarıma girip kabusum oluyorsun.
Bi sus artık bence.
Biraz sen de dinlen, konuşmaya ara ver.
Çok başım ağrıyor sayende.
Sessizliğin sesini özledim resmen.
Konuşarak bir şeyleri çözemedin, bir de susmayı dene.
Olur mu sevgili beynim?
Kendi kendine konuşmaktan vazgeç de...
Dinlenelim biraz be...

Cuma, Temmuz 15, 2011

"Gülmek" unutulan bir şey değilmiş ki

Hayatın devam edebildiğini de gördüm...
Hatta hayat beni aslında hiç bırakmamış, ben onu terketmişim gibi hissettim.
Hayat geçip giderken, yetişmeye çalışmanın anlamsız olduğunu anladım.
Anı yaşa, mutlu ol, hızlı yaşa, genç öl.
Öl dediysek gerçekten değil, mecazen.
Hani ruh ölür beden kalır ya, öyle.
Beden devam eder nefes almaya ama, ruhen yoksundur ya hani, öyle.
Ruhen yokum zannetmiştim.
Ruhumu aldı da gitti zannetmiştim.
Yanılmışım.
Hem bendenen hem ruhen burdayım, ölmemişim.
Bu kadarcık acıyla mı ölünülecek zaten?
Yalan o.
"Çok acı çekiyorum, ölüyorum" yalan bunlar yalan.
Ne ki bu acı?
Alt tarafı terk edildik, bitti.
Ne acılar var şu hayatta ya, insanlar nelere göğüs geriyor da gıkını çıkartmıyor.
Bizse en ufak bir şeyde hemen "böhü böhü" ağlıyoruz.
Benciliz, kötüyüz.
Al yaşıyorum işte sensiz de.
Hem de gayet güzel, gayet mutlu olabiliyorum.
Sahte değil gerçek gülücükler saçabiliyorum.
Kaybettiğimi sandığım mutluluğu yakalayabiliyorum.
Yani boş işler bunlar...
Birini çok sevdik, o bizi sevmedi diye ölünmüyormuş.
Hayat bu kadar basit zevklerden ibaret değilmiş.
İnsan kaldığı yerden devam edebiliyormuş hayata...
Bıraktığı yerden devralabiliyormuş.
Yani, gülmek o kadar da zor değilmiş.
Yani, sevmek ölmek demek değilmiş...

Cuma, Haziran 24, 2011

Gereksiz işler müdiresiyim ben...

Anlamıyorsunuz ki.
Çok sıkılıyorum ben.
Yapacak hiçbir şeyim yok!
Olsa da yapabilecek gücüm de yok zaten.
Çok yorgunum aslında.
Dinlenmeye ihtiyacım var.
Kafama bazı şeyleri takmamayı öğrenmeye ihtiyacım var.
İnsanlar beni anlamamak için güç birliği oluşturmuş sanki.
Derdimin ne olduğunu kimse anlamıyor, anlamak için uğraşmıyor.
Gözyaşlarımın içime içime aktığını kimse görmüyor.
Sonra ben oluyorum her şeyin sorumlusu.
Yoruldum ama.
Bitsin artık.
Yeni bir sayfa açılsın hayatımda.
Oturmaktan sıkıldım.
Herkesin çok biliyormuş gibi aynı aklı vermesinden de sıkıldım.
Salak değilim heralde ben de.
Aptal da değilim.
Anlamayan sizsiniz bi kere!
Sürekli kendinden şikayet eden insan olmaktan da sıkıldım!
Şikayet etmekten de sıkıldım!
Sıkıldım işte hayattan ben!
Çok sıkıldım!

Neyse ben biraz daha kusayım.
Belki rahatlarım!

(İçimi dökmeye ihtiyacım var! çok biriktim, çok bunaldım!)

Salı, Mayıs 03, 2011

Kendimi Seviyorum! Evet Seviyorum...

İçim çok sıkkın bu ara.
Bu aradan kastım aslında tam da şu ara.
Havanın kapalı olmasının etkisini bir yana bırakırsak, gayet sancılı bir dönemindeyim hayatımın aslında.
Okul hayatının boktanlığı bir yandan, aşk hayatının olmayışı diğer bir yandan olmak üzere, içimi çok sıkan detaylarla uğraşıyorum.
Neyse ki dostlarım, arkadaşlarım var.
Beni bir nebze olsun güldürebiliyor, eğlendirebiliyor, kendimi yalnız hissetmememi sağlıyorlar.
Şu asi hayatımda bi kaç tane iyi dost edinebilmiş olmaktır beni aslında böylesine mutlu eden şu huzursuz günlerimde, belkide.
Neyse.
Öyle işte.
Duygularımın ne kadar karmaşık olduğunu zaten artık herkes biliyor da, artık bi karara varmış olduğumu çok kişi bilmiyordu, artık öğrenin.
Karar verdim ben sonunda.
Hisslerime "bir dur" dedim.
Diyebildim.
Artık aşkı aramaktan ve aşksızlıktan yakınmaktan vazgeçtim.
Böyle daha huzurlu olduğumu farkettim.
Zamanı geldiğinde aşk bana gelir zaten.
Onu ararken hayatımdan çalmak, onun akışını kaçırmak istemiyorum.
Şu ara çok mutlu, çok huzurluyum.
Ve bunu bozmak istemiyorum.
Kendimi seviyorum, yaşamayı seviyorum.
Huzurlu olmayı seviyorum.
O yüzden; ben böyle güzelim falan filan diyip, şimdilik gidiyorum...


(Not:Bilgisayarım bozuk olduğundan çok fazla yazacak ortam ve vakit bulamıyorum. Bu aralar beni üzen tek detay bu olsa gerek.)