Klasik bir insanım ben,
Klasik hikayeler severim...

Pazar, Temmuz 10, 2011

Lütfen kurtar beni senden...

Yine sarhoşum ki ben.
Alkolik olursam sebebi sen olacaksın sevgilim, üzgünüm...
İçiyorum, çünkü seni unutmak silmek istiyorum beynimden.
Olmuyor ama malesef...
Olmuyor.
Ne zaman çıkıp gideceksin beynimden, kalbimden, benliğimden.
Defol git artık ya!
Canım çok yanıyor artık benim.
Git benden.
Kurtar beni senden.

Hatırlar mısın bilmiyorum, bir gün sen de sarhoştun da bana demiştin "kurtar kendini benden" diye.
Heh! Onu istiyorum senden tam da, kurtar beni senden!

Azad olmak istiyorum.
Uçup gitmek istiyorum başka diyarlara...
Senden kurtarmak istiyorum kendimi...

Nasıl bu kadar sevdim seni ben de anlamadım.
Sevdim ama işte..
Çok hem de...
Unutacağım elbet seni bir gün biliyorum...
Ama ne zaman?
Ne zaman tamamen biteceksin bende?
Bit artık lütfen!
Seni sevmekten yoruldum...
Her gece hayalinle uyumaktan yoruldum...
Her gece rüyamda seni görmekten yoruldum...

Gittiğinden beri, seni rüyamda görmediğim bir gecem geçmedi.
Kurtar artık beni bu azaptan!
Bana daha kötü ne yapabilirsin bilmiyorum ama, yap bir şeyler ki unutayım artık seni.
Çok yorgunum.
Ağlamaktan yoruldum, savaşmaktan yoruldum, sensizlikten yoruldum!

Ve artık biliyorum asla bir daha birlikte olamayacağımızı...
O yüzden ne olursun kurtar beni senden!
Sevmek istemiyorum artık seni...

Ama çok seviyorum ki!
Lanet olsun çok seviyorum!!!

Perşembe, Temmuz 07, 2011

Güneş buralara hiç doğmamıştı belki de...

Gökkuşağım vardı benim.
Baktığımda huzur bulduğum, rengarenk gökkuşağım.
Şimdi baktığım her yer karanlık.

Yağmuru senle sevmiştim ben.
Yağmurdan sonraki o toprak kokusunu.
Şimdi her yerde bulut var kara kara, ama yağmur sadece gözlerimde.

Rüyalar seninle güzeldi bende.
Seni gördüğümde huzurlu uyanırdım sabahlara.
Şimdi senle tüm rüyalar kabus gibi, geceleri uyku girmez oldu gözlerime.
Haliyle sabahlar gelmek bilmedi bir türlü...

Oysa ben yara bandın olmak istememiştim.
Yeni bir başlangıç olmak istemiştim.
Senin de bende yaralar açacağını bilemedim.

Şimdi bambaşka yollara savrulduk ikimiz de.
Ya da ben savruldum sayende..
Sen zaten savrulmuş olduğun yolda ilerliyordun belki de.

...

Olmadığım gibi davranamam ben.
Sahte bir maske takıp etrafa gülücükler saçamam.
Yeri geldiğinde sevincimi paylaşırım, yeri geldiğinde hüznümü.
Yeri gelir nefret ederim.
Yeri de gelir çok severim.
Kimi zaman da çok ağlarım.
Sonra geçer ama.
Bir süreklilik yok hayatta.
Her şey bir gün geldiğinde bitiyor.
Yaralar kapanıyor.
Sadece izleri kalıyor, baktıkça hatıraları canlandıran.
Ama yaralar elbet kapanıyor.
"Zaman" akıp gittikçe, acılar da diniyor.
İnsan neleri sindiriyor, neleri unutuyor.
Ya da unuttuğunu sanıyor.
Ama en azından gömüyor biryerlere...
Ve alışıyor insan, böyle de yaşamaya...
Alışkanlıklar kolay elde ediliyor.
Zaten zor olan alıkşanlıklardan kopabilmek değil mi?
Birine alıştığın için ondan ayrıldığında bu kadar koyuyor.
O yüzden ne sen kork ne de ben.
Sen de alışırsın kendi yaralarını sarmaya.
Ben de alışırım kendi yalnızlığımla boğuşmaya...

Çarşamba, Temmuz 06, 2011

Yine mühendis olamadım

E artık garipsemiyorum bu durumu.
Mühendis dediğin düşünmez ya, birebir ezberler ya.
Ben de düşünmüyorum neden mühendis olamadım diye.
Cevabı belli, ezberleyemiyorum.
Bu.
Tamam bir tane dersi geçemeyeceğim belliydi, çünkü çalışamamıştım, çünkü nedenim vardı.
Ama ya diğeri?
Hani şu kaç gün durmadan baktığım, ve üstüne uykusuz kaldığım...
Sonra sınavda gayet güzelce anlattığım...
Neden ondan geçemedim?
Pardon, geçrilmedim?
Birebir de ezberleyebilmek için gayet uğraşmıştım halbuki.
Eh ne yapalım.
Belki seneye oluruz, belki ondan sonraki seneye...
Ya da hiç olamayıp pes ederiz, fabrika kızı falan oluruz nolcak ya?
En kötü buluruz bir zengin koca, bitti gitti.
Ne gerek var mühendis olmaya değil mi?
Hayır burdan o sevgili iki hocama da tüm kötü dileklerimi, beddualarımı, küfürlerimi göndermek istiyorum.
İnsan harcamak ne kadar da kolaymış.
Teşekkürlerimi bir borç bilirim efendim kendilerine.
Harcımdan alcakları para geçemesin lütfen boğazlarından bir zahmet.
Zehir zıkkım olsun.
Olsun da olsun işte.
Nasıl doluyum, nasıl sinirliyim anlatamam.
Murphy de sağolsun haklı olmaya doymuyor.
Kötü şeyler geldikçe üst üste geliyor.
Neyse efendim.
Öyle işte.
Sonuç olarak, ben yine mühendis olamadım.
Yine diplomasız işsiz konumundayım.
Hayırlısı...

Haykırmak da çözüm değil...

Yazıyorum, siliyorum...
Kafamda deli gibi şeyler kuruyorum, sonra onları da siliyorum...
Bir tek içimdeki bu aptal umudu silemiyorum...
Hayır neyine umut var hala içimde?
Gereksiz.
Artık geri dönüş yok hiçbir şeye.
Bunu bile bile bu gereksiz panik niye?
Ya resmen yorgunum ben...
Yılgınım, kırgınım.
Dün mesela, dün deli gibi öfkeliydim.
Bu sabah da...
Bağırmak, çağırmak, küfretmek istiyordum deli gibi...
Şimdiyse sadece susmak, dinlenmek, iyileşmek istiyorum.
Hayır düşünüyorum; bağırsam çağırsam elime ne geçecek?
Hiçbir şey...
Belki içimde büyüttüklerim dışarı çıkmış olacak bi nebze olsun rahatlayacağım ama sonra?
Hiçbir şey...
Acılarıyla başbaşa kalan ben, canı yanan ben...
Umrunda bile olmayan o...
Neden umursasın ki?
Çekti gitti.
Zaten hiç gelmemişti...
Şimdi tamamen yok oldu hayatımdan...
Neden umursasın ki...
Ben kimsem?
Onu da düşündüm...
Zaten bu ara çok düşünüyorum sonum ne olacak bakalım..
Neyse..
Onu da düşündüm; ben kendim için çok değerliyim aslında.
İnsanlar beni kolay üzüyorlar ama.
Çünkü ben ya gereğinden fazla önem veriyorum insanlara, ya da gereğinden fazla önemsiyorum bana yaptıklarını..
Bilmiyorum...
Ama insanların gözünde değersizim bunu öğrendim mesela.
Yani çoğu insanın en azından...
Oysa ben değer veririm insanlara önce, zamanla değer kaybedenler de olur kazananlar da...
Ama insanlar bana değer verip de bir zahmet umursamıyorlar...
Neden bilmiyorum..
Artık önemsememeye çalışıyorum...
Çünkü çok yoruldum.
Yıprandım.
Yıldım.
Yetti.
Bu kadar.
Amacım kendimi acındırmak falan da değil.
Acımak ne ya?
Acımayın bana.
Ben güçlüyüm şu an gayet aslında.
Evet çok kırıldım, yıkıldım yenildim ama, hala ayaktayım.
Hala ölmedim.
Hala nefes alıyorum.
Daha da yolum var...
Yürüyorum.
Umursamıyorum.
Varsın o da beni sevmesin, çeksin gitsin.
Çok da büyük bir kayıp olmasa gerek.
Elbet yaralarım kapanacak, ben de yeniden sevebileceğim birilerini.
Varsın bu hikaye de böyle bitisin.
Elden gelen bir şey yok.
Benden geçti gitti her şey...
Nasıl ki umursamıyorsa o, ben de umursamıyorum artık.
Ya da bunun için çabalıyorum en azından..
Ki azimliyim de gayet...
Az kaldı ben de geçip gideceğim bu yoldan...
Her şey güzel olacak ondan sonra da...

Salı, Temmuz 05, 2011

Sevgili günlük; ben artık unutmak istiyorum...

Şimdi ben dün gece sarhoştum.
Yani öyle çok değil, kendimi kaybedecek kadar çok değil en azından - ki öyle olsaydım belki daha güzel olabilirdi- eve döndüğümde biriken kelimelerimden "lanet" dolu bir yazı yazdım...
Onu burda paylaşmak ve paylaşmamak arasında çok kararsız kaldım...
Yani bir bakıma içimde ne varsa kusmuşum resmen, şimdi tekrar okuyunca "vay be amma dolmuşum aslında" dedim.

Diyordum ya, kızamıyorum bile ben bu adama diye, aslında kızabiliyormuşum bunu farkettim...
O benim hayallerimi çaldı çünkü...
O benim aşkımı çaldı...
O benim güvenimi darmadağın etti...
O bana elleriyle verdiği umudu, yine elleriyle aldı ve gitti...
Beni ortada bomboş bıraktı böyle...
İçimde az da olsa var olan mutluğu arttırıp, sonra birden hepsini aldı gitti, mutsuz bıraktı...
Ruhumda kocaman bir boşluk bıraktı...
Yani aslında çok şey var kızılacak...
Çok şey var bağırıp yüzüne kusulcak...
Bunları farketmek daha iyi geldi bana...
Unutma sürecimi kısaltır belki diye umuyorum çaresizce.

Yani aslında nefret etmek değil de bu, ki nefret etsem aşk ölürdü bu iyi olurdu, ama nefret etmek değil de bu kızmak bildiğin..
Çok kızıyorum!
Çok kırıldım, çok yaralandım, çok ağladım...
Ama nefret değil işte bu...
Kızgınlık...
Bağırsam da geçmiyor, içimi döksem de geçmiyor, yüzüne söylesem de geçmicek biliyorum...

Öyle saçma sapan bi haldeyim yine işte...
Ama geçecek biliyorum.
Zamanı geldiğinde bu da geçip gidicek...
Bu yarı yolda yapayalnız kalmışlık hissi de bitecek...
Gerçekten beni anlayan dostlarım olmasaydı, daha zor atlatabilirdim bu günleri...
İnsanın böyle zamanlarda yalnız kalmaması çok daha önemliymiş bunu da öğrendim mesela...
Kafamda kurduğum pembe rüyalardan gerçekliğe doğru uyandım sayelerinde...
Ben saf saf "ama ben mutluydum" derken aslında ne kadar mutszu olduğumu, ve ne kadar yaralı olduğumu gösterdiler bana...

Neyse öyle işte...
Sonsöz Eshevar'dan gelsin;

"Yolda bırakılmışlık acısı budur.
Sol tarafta "keşke"ler, sağ taraftaysa "ya böyle olsaydı"ları görebilirsin.
İleriye doğru giden yoldaki pencerelerin hepsi geriye bakmaktadır ve geçmişten küçük, kısa ve anlamsız görünen ama aslında çok değer taşıyan anıları göstermektedirler..."

Cumartesi, Temmuz 02, 2011

Kapattım kendimi ıssız, sessiz kuleme...

Bilinçaltım bu ara çok acayip çalışıyor.
Normal aslında böyle olması biliyorum ama, kendimden korkuyorum.
Bilinçaltımın beni darmadağın etmesinden korkuyorum.
Yapmak istediğim şeyleri gerçekten yapmak istediğimden emin olamıyorum.
Ya diyorum, bu bilinçaltımın bir oyunuysa bana, ki genelde öyle çıkıyor.

Zaten şu ara kalbimle beynim savaş halinde.
Kalbim iyi şeyleri hatırlıyor, üzülüyor; beynim "saçmalama" diyor.
Savaşıyorlar.
Kim galip gelicek belli olmasa da kaybeden her şekilde ben olacağım.
Bu yenilgiyi atlattığımda ya beyinsiz olup kafayı yicem, ya da kalpsiz kalıp aşkta tövbe edicem...
Ki ettim zaten.
"Aşk" kavramı benliğini yitirdi bende.
Kendimi kapatmak istiyorum sessiz bir kuleye, giremesin içeriye hiçkimse.
Kendim olmalıyım uzunca bir süre...

Tam demiştim ki, toparlandım, yaralarımdan arındım, yeni bir heyecana hazırım...
O da; kursağımda kalmasını bir yana bırakırsak, beni daha da derinden yaralayıp bıraktı köşemde.
Şimdi bir öncekinden daha da derin yaralarımı sarmak için yine "zaman" kavramına sığınıyorum...
Daha derin çünkü, bu sefer hiç beklemediğim bir anda yere çakıldım.
Bu sefer, gülerken ağlamaya başladım...
Bu sefer psikolojim darmaduman.
Bu sefer ne beynim var ne kalbim...
İkisi de yaralı...
Can çekişen bir halde nefes alıyorum sadece...
Ve hayır, istemiyorum biri gelsin beni kurtarsın.
Kendi kendimi ben kurtarmalıyım ki, yine böyle bir durum olduğunda daha güçlü olabileyim.
Beni birilerinin kurtarmasına alışırsam bunu hep beklerim ve o zaman, ilerde birgün kimse gelmediğinde çok daha derinden yaralanabilirim.
O yüzden, kendi kendimi iyi edebilmek adına savaşıyorum kendimle.
İşte tam bu yüzden, kendimi kapatmak istiyorum ıssız bir kuleye...
Kendi ruhumun sesini dinleyip onunla dertleşmek, onun yaralarını sarıp iyi etmek istiyorum...

Ve onun bana yaptığını başkasına yapmamak adına, önce tamamen iyileşmeden, o kuleden çıkmak istemiyorum...

Cuma, Temmuz 01, 2011

Vee masal bitti...

Aslında diyebilecek hiç bir şeyim yok.
Kelimelerim kifayetsiz.
Yapabileceğim, isyan edebileceğim, savaşabileceğim bir şey de yok.
Hiçbir şeyim yok.

Genelde mutsuz başlar masallar..
Mutluluğa ulaşmak için savaşır kahramanlar.
Bir çok zorlu yoldan geçerler birbirlerine kavuşmak için.
En sonunda hakederler mutlu olmayı, çünkü acı çekmişlerdir, artık haklarıdır.

Benim masalım mutlu başladı.
Mutluluğa ulaşmak için savaşmak zorunda kalmadım, mutluydum çünkü.
Bir çok zorlu yoldan da geçmedim, yani haketmedim mutlu olmayı, çünkü acı çekmedim.
Sonunda masal bitti, prens gitti, prenses zaten başka kaledeydi...
Kendi masalımın kahramanı bile olamadım.
Çünkü prens başka kaleden gelmişti...

Gerçekten savaşabileceğim bir şey yok ortada.
Yapabileceğim, gitme kal diyebileceğim bir durum yok.
Zaten tam anlamıyla gelmemiş birine gitme diyemezsin ki.
Böyle olması belki de canımı yakan.
Elimden gelen hiçbir şeyin olmaması, böyle elim kolum bağlı oturmak.
Ne uzanabiliyorum, ne geri gidebiliyorum.
Duruyorum...

Yine zaman yanlış, yine insan yanlış..
Ben doğruları bulmayı beceremiyorum.
İsyan falan etmiyorum artık, edemiyorum.
Kızamıyorum da...
Belki kızabilseydim rahatlayabilirdim.
Ama ben kızmayı bile beceremiyorum.
Aslında kızmam gereken şeyler var, biliyorum...
Hatta kızmalıyım, bağırmalıyım, içimi atmalıyım dışarı.
Ama yapacak gücüm yok.
Çok yoruldum, çok yıprandım...
Çok kırıldım..
Hiç olmadığım kadar kırıldım...
Her parçam bir yana savruldu, toparlanamıyorum...
Zamanı geldiğinde bu da geçicek, benim de kendi masalım olabilecek belki, bilmiyorum..
Ama şimdi hiç birşey yapmak istemiyorum...
Sadece uyumak, sonsuzluk kadar uzun bir süre uyumak istiyorum...
Uyandığımda her şey bitmiş geçmiş gitmiş olsun..
Ya da hiç uyanmasam da olur, rüyalarım mutlu olsun yeter.
Kabuslarım bitsin istiyorum..

Ya ben yine çok şey mi istiyorum?
Oysa ki sadece mutlu olmak istemiştim.
Öyleydim de..
Ama şimdi öyle bir yerdeyim ki, nerdeyim ben de bilmiyorum...
Öyle bir yerdeyim işte...