Klasik bir insanım ben,
Klasik hikayeler severim...

Cumartesi, Ocak 08, 2011

Ayrılığın Ardından...

Dile kolay 3 sene bir anda olmasa da bitti.
Her şey unutuldu mu ya da unutulacak mı?
Hayır pek sanmıyorum.
Anıları unutmak öyle kolay olmayacak bunu biliyoruz.
Ama artık birlikte de olamıyoruz.
Bir şeyler istemesek de bitti.
Belki aşk bitti, ama sevgi sonsuza dek bitmiş olabilir mi?

Ara ara canım yansa da, hatıralar sürekli beynimde dolansa da, olması gereken buydu.
Garip şeyler hissediyorum.
Yeri geliyor pişman oluyorum, yeri geliyor memnun.
Ama huzurlu olduğum gerçeğini hiç bir şey değiştiremiyor.
Aradığım huzur burada en azından.

Bundan sonra hayat bana ve ona ne getirecek bilemiyorum.
Umarım güzel şeyler olur.
Umarım olması gereken gerçekten budur.

Yine de güzel bir 3 yıl geçirdim ben.
Pişmanlıklarım çok az.
Yaşadıklarımdan dersler çıkardım.
Keşkelerimden arındım.
Şimdi olmam gereken yerdeyim.
Huzurdayım.

Hayatımın bir dönemi de böylece kapanmış oldu.
Yüzüne karşı deme fırsatım olmadı ama,
Hoşçakal demem gerektiğini biliyorum.
Her şey hoş bir şekilde bitmeli ve yeni bir dönem başlamalı ikimiz için de...
Bu yüzden Hoşçakal hayatımın bir dönemini yaşadığım ve bundan asla pişman olmayacağım insan...
Hoşçakal...

Pazartesi, Aralık 06, 2010

Belki çok geç, Belki de doğru olan bu...

Uzun süre dolandı ne yapacağını bilemeden.
İnkar etmek istediği bir şeyi yapmak zorunda olmak onun canını yakmaya başlamıştı.
Aslında bunu çok daha önceden yapması gerektiğini bildiği halde yapamadı.
Söyleyemedi.
Harekete geçemedi bir türlü.
Hep düşünceleri engel oldu ona.
İçindeki sesler ona durması gerektiğini söyledi hep.
Hala daha "dur" diyordu ona.
Ama o artık onları dinlemekten vazgeçti.
Artık bir şeyler yapması gerekiyordu.
Böyle cevapsız kalmaktan nefret ediyordu.
Olumlu veya olumsuz bir cevap alması gerekiyordu.
Her şeyi bir kenara bıraktı.
Tüm gururunu.
Biliyordu ki aşkta gurur olmazdı.
Yani olmamalıydı.
"Hayır" cevabını alacağını bile bile ona gitti.
Oysa ki içindeki ses ona "dur" diyordu.
Keşke onu dinleseydi.
Yolun sonuna geldiğinde istemediği bir manzarayla karşılaştı.
Sevdiği adam artık onun sevdiği adam olamazdı.
Belki geç kalmıştı, belki de böylesi daha iyi olmuştu.
Ama o sevdiğini artık asla söyleyemeyecek ve cevabı hep merak edecekti.
Sevdiği adamsa bu dünyada onu ne kadar çok seven biri olduğunu asla öğrenemeyecekti.
Çünkü geç kalmıştı, ya da doğru olanı yapmıştı.
Bunu hiçbir zaman öğrenemeyeceklerdi...

Çarşamba, Ekim 13, 2010

Yazmak ya da yazamamak... İşte bütün mesele bu!

Uzun zamandır yazı yazamıyorum.
İçimden yazmak gelmediği için değil.
Yazacak bir şeyler bulamadığım için.
Bir süredir hayatım normal seyrinde devam ettiğinden ve eksantrik bir şey yaşamadığımdan dolayı yazacak şeyler bulmakta zorlandığımı farkettim.
Oysa acı çektiğim ya da hüzünlü olduğum zamanlarda çok daha fazla yazma istedi duyuyorum.
Belki de içimi bu şekilde boşaltabiliyorum.
Uzun bir tatil yapmış gibiyim.
Ruhum dinlendi.
Arındım.
İçim huzurla doldu.
Bir sürü kitap okudum bu yaz.
Kendimi tazelediğime inanıyorum.
İtiraf etmeliyim ki, kitap okurken yazarları çok fena kıskanıyorum. neden ben bu kadar güzel şeyler yazamıyorum diye.
Aslında kıskandığım şey onlardaki sabrın bende olmaması.
Eğer ben de sabırlı bir insan olabilseydim, eğer hikayelerimin sadece sonuna odaklanmasaydım, belki de ben de çok güzel yazılar hatta kitaplar yazmayı becerebilirdim.
Ama sabırsız bir insan olduğumdan ancak böyle kısa kısa yazılarla idare edebiliyorum.
Ne yapalım benim de tarzım bu işte.

Yeniden güzel ilhamlar gelmesini bekleyerek bu yazımı burada noktalıyorum...

En kısa zamanda görüşebilmek ümidiyle...

Salı, Ağustos 24, 2010

Arınamama...

Saat sabahın bilmem kaçı.
Daha gün doğmadı aslında.
Sana bu satırları yazarken aklımdan neler geçiyor bilemezsin.
Önce seni terk ediyorum.
Diyorum ki "bitti".
Sonra olmaz deyip, sana olan aşkımı dile getiriyorum.
Daha sonra kızıyorum sana, bu zamana kadar bana ettiğin eziyetler için.
Bir 5 dakika sonra özür diliyorum senden saçmaladığım için.

Kısacası çok karmaşık duygular biriktiriyorum benliğimde sana dair.
Hatta bazen, pembe rüyalar görürken bizimle ilgili, aniden kararıyor etraf.
Güneşsiz kaldım zannederken yağmur başlıyor ve gök kuşağı beliriyor etrafımda.
Senin varlığın bile tüm renklere, tüm duygulara bulanmama yetiyor.
Oysa senden önce sadece beyazdım ben.
Saftım.
Bulaşmamıştım.
Oysa şimdi cıvıl cıvıl tüm renkler var, yanında balçık ve siyahlarla...

Her şeyi tattım seninle de, Beyazlarımı kaybettim ona yanıyorum.
Beyazlarıma renk bulaştı, ne yaparsam yapayım temizlenemiyorum.
Artık ben saflığıma geri dönemiyorum.
Kirlendim...
Renklendim...
Geri dönemiyorum...

Pazar, Ağustos 22, 2010

Gidenin Ardında Kalan...

28/07/2010

Dün onu kaybettim. 
Gitti. 
Ellerimin arasından uçup gitti. 
Bir daha asla geri dönmeyecek biliyorum. 
Dönemeyecek. 
Asla omuzuna yaslanamayacağım tekrar. 
Sarılıp uyuyamayacağız birlikte. 
Çünkü o dün gitti. 
Beni terk etti.
Benliğimde açtığı kocaman boşluğu bana bıraktı, içimden kendini çekti ve gitti. 
Uykusuz gecelerime yenilerini ekledi. 
Beni onsuzluğa mahkum etti. 
Rüyalarımı kabusa çevirdi ve gitti. 
Bana hiçbir şey bırakmadı kendinden. 
Ya da öyle zannetmemi istedi. 
Oysa o içimden kendini aldı zannederken, kalbime kendini ilmek ilmek işlemişti. 
Kendini söküp aldığını umarken, benden asla kopamayacağını bilemedi. 
O benim kaderimdi. 
Beni bırakıp hiç bir yere gidemez! 
Bunu hiç düşünemedi...

(Okuduğum bir kitabın etkisindeyken yazdığım bir yazıydı.)

Cuma, Ağustos 20, 2010

Ben de Gittim Artık Senden

Yağmurda yürümeyi ne zaman sevdim hatırlamıyorum...
Ne zaman bulutların arkasından gülümseyen güneşi benimsedim, unuttum...
Oysa her şey daha dün başlamış gibi hayatımda.
Sanki sen daha dün gitmişsin de, ben senin yokluğunu bir ömür boyu hissedecekmişim gibi.
Ama aradan yıllar geçti gitti su gibi.
Evet çok acı çektim yokluğunda, doğru.
Ama her güzel şeyin bir sonu olduğunu bildiğimiz gibi, kötü şeylerin de bir sonu olduğunu unutmamamız gerekiyormuş.
Bak! Unuttum ben seni de...
Sensiz geçen geceleri unuttum.
Sensizliğin acısını kalbimden, beynimden, benliğimden atmayı başardım.
Bak! Ben ağlamıyorum artık.
Gözlerim kurudu.
Yağmurlardan korkmuyorum artık.
Sonbaharı seviyorum.
Ama artık seni sevmiyorum...
Unuttum seni sildim...
Canım yanmıyor bu satırları bile yazarken.
Gözlerim dolmuyor, için kanamıyor, ruhum sıkılmıyor.
Bak! Ben seni içimden söküp atabilmeyi başardım.
Gözlerim her tarafta seni aramıyor artık.
Kendimi kandırmıyorum artık döneceksin diye.
Bak! İçimdeki yangını söndürdüm ben...

Peki ya sen?
Sen başarabildin mi tüm bunları?
Sen anılarınla yüzleşebildin mi?
Sen bensizlik diye bir acının tadına varabildin mi?
Oysa sendin giden, beni benden eden...
Ben de gittim şimdi senden...
Kendimi hiçbir şeyden mahrum etmeden...
Acımı da yaşadım, hüznümü de, aşkımı da, nefretimi de...
Oysa biz gittik şimdi tümden.
Tükendik.
Yıprandık, parçalandık.
Yitip gittik kendimizden...
Hem de bunu hiç istemeden...

Salı, Ağustos 17, 2010

Sen Aslında Bir Korkak Değilsin...

Kime daha fazla güvenebileceğini nasıl bilebilirsin ki?
Eğer yeterince gözlem yeteneğin yoksa ya da hislerin yeterince kuvvetli değilse.
İçinde büyüyen güvensizlikle daha nereye kadar idare edebilirsin ki yaşamaya?
Kaçmak için fırsatın varken kime doğru kaçabilirsin?
Gerçekten kim düşmanın?
Bunu görebiliyor ya da hissedebiliyor musun?
Peki ya ne zaman gerçekten sevdiğini kabul edeceksin?
Ya da önce sen, kendin ne zaman sevdiğinden emin olacaksın?
Ya da sevdiğin için pişman mı olacaksın?
Peki sevdiğinin seni sevdiğinden emin olduğun kadar, senin ona olan sevginin gerçekliğinden ne kadar emin olacaksın?
Ya da kendine gerçekten güvenmeyi ne zaman öğreneceksin?
Hatta yaşamayı ne kadar çok istediğini ama bundan kimin için vazgeçtiğini ne zaman fark edebileceksin?
Korkuyorsun, ki bu çok normal.
Ama sonucunda mutlu olmayacağını nerden biliyorsun da atılmaktan çekiniyorsun?
Haydi kalk!
Silkelen!
Kendine gel!
Unutmaman gereken bir şey varsa; o da şu an asla pes etme zamanı olmadığıdır.
Savaşmaktan sakın kaçınma.
Zaman bu zamandır!