Klasik bir insanım ben,
Klasik hikayeler severim...

Çarşamba, Şubat 23, 2011

Bir hayalim vardı ama...

Çok fazla hayal kuruyorum farklı farklı şeylere dair.
Hiç birinin gerçek olma ihtimali olmadığını bile bile.
"Bari" diyorum, "bari hayallerimde mutlu olayım, istediğim olsun."
Sonra bu hayallerle uykuya dalıyorum.
Uyandığımda hiç bir şey olması gerektiği gibi değil.
Hayallerim rüyalarımda kalmış.
Onlara asla ulaşamayacağımı bir daha, acı bir şekilde anlıyorum.
Canım yanıyor yine.
Uykularım kaçıyor.
Hayallerime sarılıyorum.
Gerçek bir şeyler yaşamaya ihtiyacım var sanırım bu aralar.
Ama ben gerçekliğini kaybetmiş hayallerime sığınıyorum.
Sadece onlarla yaşıyorum...

Pazartesi, Şubat 21, 2011

İçimde kanayan bir şeyler varmış hala...

Kendi kendime yapıyorum her ne yapıyorsam aslında ben.
Mesela hiç gerek yok şuanda slow müzikler dinleyip depresyona girmeye değil mi?
Yok ama dinleyeceğim illaki.
İlla canımı yakacağım boş yere.
Aslında hiç gerek yok böyle şeylere ama işte istemsizce elim gidiyor bu şarkıları çalmaya.
Gözyaşlarım da istemsizce akıp gidiyor, tutamıyorum.
Mesela resimlere hiç bakmadan sildim.
Mesela şarkılarımızı hiç tekrar dinlemedim.
Benim için yaptığı besteleri bir daha bulamayacağımı bile bile son bir kez olsun dinlemeden sildim.
Onun için yazdıklarımı, ona hitaben yaptıklarımı son kez incelemeden sildim.
Geri dönüşüm kutusuna bile atmadan.
Canım yanıyor hala bazı şarkıları dinleyince.
Mesela onları açmıyorum asla.
Duydum mu kaçıyorum o ortamdan.
Tv'de çıksa kapatıyorum.
Bana onu anımsatacak çoğu şeyden kaçıyorum.
Ayrılığı ben istedim.
Huzurluyum.
Ama hatıralarımdan kaçamıyorum.
Onu beynimden tamamen silemiyorum.
Hiçbir şeyi tamamen beynimden atabilmiş değilim.
Hala şarkıların sololarına dikkat ediyorum.
Hala klasik gitar seslerini ayırt ediyorum.
O kadar çok şarkıda anı var ki.
O kadar çok şarkıda ondan bir parça var ki.
Sanırım sandığımdan daha zor olacak bu unutma işi.
Uzun zamandır sadece yabancı müzik dinliyordum daha az anısı var diye.
Son bir haftadır türkçe dinlemeye başladım.
Canımın bu kadar çok yanacağını tahmin etmemiştim.
Yanacaktı elbet bunu biliyordum ama bu kadarını beklemiyordum...
Bu aralar çok fazla anı canlanmaya başladı bunu kabullenemiyorum.
Unutmalıyım artık bir çok şeyi ama silinmiyor işte.
Kötü değildi ki çoğu şey.
Belki de kötü bir şekilde bitseydi şimdiye çoktan unutmuş olacaktım.
Severken ayrılmak ondan bu kadar acıymış anladım.
İşin garip yanı ayrıldık diye üzülmüyorum.
Neye üzülüyorum ben de bilmiyorum.
Anıların fazla olması belki de canımı bu kadar çok yakan.
Bilmiyorum.
Bu aralar hayatıma anlam katan bir şarkıyla kapatmak istiyorum bu yazıyı da..




Cuma, Şubat 18, 2011

Canı çok sıkılan insan profili...

Bilgisayarım tamirdeyken hep bir şeyler yazmak istedi canım. Oysa şimdi bilgisayarım döndü ama benim yazacak cümlelerim yokmuş gibi hissediyorum. Bazen içimde çok şey biriktiğini hissediyorum. Oysa şimdi öyle bomboş ki içim. Ne istediğimi bile bilmiyorum. Ruhumu dinlendirmeye başlayalı 2 ay oldu neredeyse ama hala çok yorgun hissediyorum kendimi. Hiç dinlenmiş gibi hissetmiyorum. Yapmak istediğim çok şey var. Kafamda kurduğum çok şey var. İcraata bir türlü geçemiyorum! Bazen ruh halim buna müsaade etmiyor, bazen de ekonomik durumum. Öyle işte. Can sıkıntısı başa bela...
(Amma çok "hissettmek" demişim şu ufacık yazı içinde. Anladım ben çok şey hissediyorum bu aralar.)

Pazar, Şubat 06, 2011

Herhangi bi başlık aklıma gelmedi şu anda...

Aslında kafamda o kadar çok şey var ki yazmak istediğim, ama bir türlü elim klavyeye gidip de cümle oluşturamıyor. Neden bilmiyorum kelimeleri toparlıyamıyorum. Canım sıkılıyor, içim sıkılıyor ama hiç bişey yapmak gelmiyor içimden. Okul açısından çok kritik bir dönemdeyim, stres hat safhada. Diğer yönden zaten karman çorman bi haldeyim. Yani kısacası bombok bi haldeyim. Bunalıyorum. Bişeyler yapmak istiyorum ama kalkıp da bişi yapmıyorum. Sadece oturuyorum mal mal. Beni bişeyler yapmam için teşvik etmeye çalışan arkadaşlarımı da redediyorum. Gitmiyorum. Gidesim mi gelmiyo, üşeniyo muyum bilmiyorum. Saçma sapan bi haldeyim yani. Bu yazıyı da neden yazdım bilmiyorum. Ama biraz içimi dökmek istedim heralde. Çok sıkılıyorum ve sıkıntıdan kurtulmak için hiç bişey yapmıyorum. Sadece bekliyorum, neyi bekliyosam artık...
Öyle işte...

Cumartesi, Ocak 08, 2011

Ayrılığın Ardından...

Dile kolay 3 sene bir anda olmasa da bitti.
Her şey unutuldu mu ya da unutulacak mı?
Hayır pek sanmıyorum.
Anıları unutmak öyle kolay olmayacak bunu biliyoruz.
Ama artık birlikte de olamıyoruz.
Bir şeyler istemesek de bitti.
Belki aşk bitti, ama sevgi sonsuza dek bitmiş olabilir mi?

Ara ara canım yansa da, hatıralar sürekli beynimde dolansa da, olması gereken buydu.
Garip şeyler hissediyorum.
Yeri geliyor pişman oluyorum, yeri geliyor memnun.
Ama huzurlu olduğum gerçeğini hiç bir şey değiştiremiyor.
Aradığım huzur burada en azından.

Bundan sonra hayat bana ve ona ne getirecek bilemiyorum.
Umarım güzel şeyler olur.
Umarım olması gereken gerçekten budur.

Yine de güzel bir 3 yıl geçirdim ben.
Pişmanlıklarım çok az.
Yaşadıklarımdan dersler çıkardım.
Keşkelerimden arındım.
Şimdi olmam gereken yerdeyim.
Huzurdayım.

Hayatımın bir dönemi de böylece kapanmış oldu.
Yüzüne karşı deme fırsatım olmadı ama,
Hoşçakal demem gerektiğini biliyorum.
Her şey hoş bir şekilde bitmeli ve yeni bir dönem başlamalı ikimiz için de...
Bu yüzden Hoşçakal hayatımın bir dönemini yaşadığım ve bundan asla pişman olmayacağım insan...
Hoşçakal...

Pazartesi, Aralık 06, 2010

Belki çok geç, Belki de doğru olan bu...

Uzun süre dolandı ne yapacağını bilemeden.
İnkar etmek istediği bir şeyi yapmak zorunda olmak onun canını yakmaya başlamıştı.
Aslında bunu çok daha önceden yapması gerektiğini bildiği halde yapamadı.
Söyleyemedi.
Harekete geçemedi bir türlü.
Hep düşünceleri engel oldu ona.
İçindeki sesler ona durması gerektiğini söyledi hep.
Hala daha "dur" diyordu ona.
Ama o artık onları dinlemekten vazgeçti.
Artık bir şeyler yapması gerekiyordu.
Böyle cevapsız kalmaktan nefret ediyordu.
Olumlu veya olumsuz bir cevap alması gerekiyordu.
Her şeyi bir kenara bıraktı.
Tüm gururunu.
Biliyordu ki aşkta gurur olmazdı.
Yani olmamalıydı.
"Hayır" cevabını alacağını bile bile ona gitti.
Oysa ki içindeki ses ona "dur" diyordu.
Keşke onu dinleseydi.
Yolun sonuna geldiğinde istemediği bir manzarayla karşılaştı.
Sevdiği adam artık onun sevdiği adam olamazdı.
Belki geç kalmıştı, belki de böylesi daha iyi olmuştu.
Ama o sevdiğini artık asla söyleyemeyecek ve cevabı hep merak edecekti.
Sevdiği adamsa bu dünyada onu ne kadar çok seven biri olduğunu asla öğrenemeyecekti.
Çünkü geç kalmıştı, ya da doğru olanı yapmıştı.
Bunu hiçbir zaman öğrenemeyeceklerdi...

Çarşamba, Ekim 13, 2010

Yazmak ya da yazamamak... İşte bütün mesele bu!

Uzun zamandır yazı yazamıyorum.
İçimden yazmak gelmediği için değil.
Yazacak bir şeyler bulamadığım için.
Bir süredir hayatım normal seyrinde devam ettiğinden ve eksantrik bir şey yaşamadığımdan dolayı yazacak şeyler bulmakta zorlandığımı farkettim.
Oysa acı çektiğim ya da hüzünlü olduğum zamanlarda çok daha fazla yazma istedi duyuyorum.
Belki de içimi bu şekilde boşaltabiliyorum.
Uzun bir tatil yapmış gibiyim.
Ruhum dinlendi.
Arındım.
İçim huzurla doldu.
Bir sürü kitap okudum bu yaz.
Kendimi tazelediğime inanıyorum.
İtiraf etmeliyim ki, kitap okurken yazarları çok fena kıskanıyorum. neden ben bu kadar güzel şeyler yazamıyorum diye.
Aslında kıskandığım şey onlardaki sabrın bende olmaması.
Eğer ben de sabırlı bir insan olabilseydim, eğer hikayelerimin sadece sonuna odaklanmasaydım, belki de ben de çok güzel yazılar hatta kitaplar yazmayı becerebilirdim.
Ama sabırsız bir insan olduğumdan ancak böyle kısa kısa yazılarla idare edebiliyorum.
Ne yapalım benim de tarzım bu işte.

Yeniden güzel ilhamlar gelmesini bekleyerek bu yazımı burada noktalıyorum...

En kısa zamanda görüşebilmek ümidiyle...