İçime çektiğim sigaradaki zehirsin sen.
Zift gibi karanlık.
Koyu ve de yoğun.
Ve bağımlılık yapıcı, keyif verici, uyarıcı.
İstenmeyensin aslında bu bedende, sonuna kadar verip nefesi atmalı dışarı seni.
Damarlarda gereksizce dolaşan, nefret ettirici ama bir o kadar da davetkar.
Lanet olması gereken bir hissin.
Histen ötesin bazı zamanlarda, ama çoğunlukla var olması istenmeyen...
Git.
Dedim ya sana hep.
Tam anlamıyla gelmiyorsun hiç, o zaman git.
Neden bekliyorsun boş yere burda?
Gelmiş gibi görünmeler sana göre değil.
Sen git.
Durmayı, kalmayı beceremediğin bir sevda bana göre değil.
Git.
Sana hiç gel demedim, gelme dedim.
Sen inat ettin hep geldin, eksik.
Yarım yamalak yaşanan bir sedanın son külleri de savruldu artık.
Bırak beni bende, defol git.
Son nefesi verdim ben az önce.
skip to main |
skip to sidebar
Hayat bazen çok böyle değil mi?
İstiyoruz ve olmuyor diye, gözyaşı dökmek niye?
Karşılık beklemeden yapılmalı bence sevmek.
Sadece sevmek.
Nerde okuduğumu anımsayamadığım bir yerde diyordu ki, "ben sadece kendimden emin olabilirim seni sevdiğimden, sen istediğin kadar seni seviyorum de bana bunu kanıtlamayazsın" bu tarz bi yazıydı işte.
Doğru bence.
Sadece sevmekle yükümlüsün.
Karşı tarafa tek bir kelime bile edemezsin.
Etmemelisin de..
Öyle işte...
(anlatmak istediklerimi anlatamadığım çok saçma bir yazı oldu bu evet!)
İçimden bir ses dedi ki: "Yazmayı asla bırakma!" Ben de onu dinliyorum şimdi...
Klasik bir insanım ben,
Klasik hikayeler severim...
Sayfalar
Salı, Şubat 26, 2013
Pazartesi, Şubat 04, 2013
Ve kadın, adama "gelme" dedi...
Bir adam var.
Var olduğundan emin olduğum.
Var olacak olduğunu hissettiğim.
Var olması gerektiğini bildiğim bir adam.
Orada.
Buradan çok uzakta olmayan, ama çok yakında da değil, orada..
Gelmiyor, gidemiyorum.
Duruyor, bekliyorum.
Bir adam var orada.
Kalbi benimle burada, biliyorum.
Ama aklı bambaşka diyarlarda.
Bir adam var biliyorum.
Teninde başkalarının kokusu, kalbinde ben olduğunu bildiğim bir adam.
Yağmurun altında sadece benim adımı sayıklayan, ama başını başkalarının omuzlarına yaslayan.
Bir adam var o lanet yağmurdan kaçan.
Olması gerektiği yerde asla olmayan.
Canı sıkıldığında dahi, gururundan aramayan.
Sevgisi kalbinde gömülü olan bir adam.
Asla aradığı huzuru bulamayacak olan bir adam.
Güneşe baktığında gözleri kamaşmayan, elini uzattığında beni tutamayan.
Orada.
Biliyorum, tam karşımda durup hep bana bakan bir adam var.
Olması gerektiği zamanı bir türlü tutturamayan.
Ve bir kadın var tam karşısında durup hep o adama bakan.
Gözleriyle gel deyip, kalbiyle ona karşı koyan.
Kalbini dinlemekten yorulmuş, sadece beyniyle konuşan.
Belki de kalbinden korkan.
Korkak bir kadın var adamın tam karşısında.
Adama sürekli lanet yağdıran, ama aslında içten içte tüm suçun kendisinde olduğunu bilen bir kadın.
Adama hep git diyen, gelmediğinde adama kızan.
Seven, adamdan çok seven, ama asla dile getirmeyen, gözle yansıtmayan bir kadın.
Belki de artık taşlaşmış bir kalbe sahip olan bir kadın.
Adamın tam karşısında durup gözlerinin içine bakan, gel diyen ama adım atmayan bir kadın.
Adamın "geliyorum" deyişine "dur" diyen kadın.
O sevdiği adama asla kavuşamayacak olan kadın.
Ve bir adam var tam karşısında kadının.
Olması gerektiği yerde durup sadece işaret bekleyen, ama o işareti bir türlü alamayan.
Bir adam var orada öyle ortalıktan duran ve bir de kadın.
Birbirlerine sonsuzluk gibi uzun bir süre bakıp, asla kavuşamayacak olan bir adam ve bir kadın.
Var olduğundan emin olduğum.
Var olacak olduğunu hissettiğim.
Var olması gerektiğini bildiğim bir adam.
Orada.
Buradan çok uzakta olmayan, ama çok yakında da değil, orada..
Gelmiyor, gidemiyorum.
Duruyor, bekliyorum.
Bir adam var orada.
Kalbi benimle burada, biliyorum.
Ama aklı bambaşka diyarlarda.
Bir adam var biliyorum.
Teninde başkalarının kokusu, kalbinde ben olduğunu bildiğim bir adam.
Yağmurun altında sadece benim adımı sayıklayan, ama başını başkalarının omuzlarına yaslayan.
Bir adam var o lanet yağmurdan kaçan.
Olması gerektiği yerde asla olmayan.
Canı sıkıldığında dahi, gururundan aramayan.
Sevgisi kalbinde gömülü olan bir adam.
Asla aradığı huzuru bulamayacak olan bir adam.
Güneşe baktığında gözleri kamaşmayan, elini uzattığında beni tutamayan.
Orada.
Biliyorum, tam karşımda durup hep bana bakan bir adam var.
Olması gerektiği zamanı bir türlü tutturamayan.
Ve bir kadın var tam karşısında durup hep o adama bakan.
Gözleriyle gel deyip, kalbiyle ona karşı koyan.
Kalbini dinlemekten yorulmuş, sadece beyniyle konuşan.
Belki de kalbinden korkan.
Korkak bir kadın var adamın tam karşısında.
Adama sürekli lanet yağdıran, ama aslında içten içte tüm suçun kendisinde olduğunu bilen bir kadın.
Adama hep git diyen, gelmediğinde adama kızan.
Seven, adamdan çok seven, ama asla dile getirmeyen, gözle yansıtmayan bir kadın.
Belki de artık taşlaşmış bir kalbe sahip olan bir kadın.
Adamın tam karşısında durup gözlerinin içine bakan, gel diyen ama adım atmayan bir kadın.
Adamın "geliyorum" deyişine "dur" diyen kadın.
O sevdiği adama asla kavuşamayacak olan kadın.
Ve bir adam var tam karşısında kadının.
Olması gerektiği yerde durup sadece işaret bekleyen, ama o işareti bir türlü alamayan.
Bir adam var orada öyle ortalıktan duran ve bir de kadın.
Birbirlerine sonsuzluk gibi uzun bir süre bakıp, asla kavuşamayacak olan bir adam ve bir kadın.
Etiketler:
deneme,
kurgusal saçmalamalar,
saçmalamaca
Pazar, Ocak 13, 2013
Değişim
Tam zamanı evet biliyorum, benim şu an oturup ders çalışmam gerek ama ben ne yapıyorum? Değişim!
Buna ihtiyacım olduğunu düşündüğüm tam şu anda, yarınki sınavımı pas geçerek bu değişime ayak uydurmaya çalışıyorum.
Ve buraya adam gibi yeniden tekrar geri dönmek için çalışmalara başlamış bulunmaktayım..
Saygılar ve de Sevgiler..
Takip eden birileri hala var ise tabii...
Buna ihtiyacım olduğunu düşündüğüm tam şu anda, yarınki sınavımı pas geçerek bu değişime ayak uydurmaya çalışıyorum.
Ve buraya adam gibi yeniden tekrar geri dönmek için çalışmalara başlamış bulunmaktayım..
Saygılar ve de Sevgiler..
Takip eden birileri hala var ise tabii...
Cumartesi, Kasım 17, 2012
Ne oldu ki şimdi?
Uzun zamandır yazmıyorum diye sanırım blogger bana kızdı. Daha önceki yazılarımdaki resimlerimi falan hep silmiş. Neden anlamadım. Resimleri bi daha nasıl bulabilirim, ya da uğraşır mıyım onu da bilmiyorum. Üzüldüm ve de sinir oldum. o kadar.
Cuma, Ağustos 10, 2012
Bakalım hoş gelecek misin yeni iş hayatım...
Fazla tesadüfi bir şekilde bir iş görüşmesine gittim.
İlk iş görüşmemdi ve işe girebileceğimden hiç emin değildim.
Olaya "en azından iş görüşmesi tecrübesi olur" gözüyle baktım.
Belki de bunun verdiği rahatlıktı.
Bilemem.
Ama ilk iş görüşmemde işe alındım.
Mezun olmadığım-olamadığım-oldurmadıkları-için hiç umudum yokken, bir anda iş sahibi biri oldum.
Pazartesi günü işe başlıyorum bir aksilik çıkmaz ise.
Öyle işte.
Böyle de bir sevincim vardı.
Paylaşmak istedim.
Bu da beni mezun etmeyen o iki o.ç. ye kapak olsun!
Pazar, Haziran 03, 2012
O Gün Geldi...
O gün geldi mi?
Hani uzun gibi olan bir süredir beklediğin o gün geldi mi?
Bekleyip beklemediğin önemli değil, o gün geldi mi?
İlla ki geleceğini bildiğin, sürekli ertelediğin o gün, korktuğun, gereksiz yere korktuğun, korkulacak bir şey olmamasına rağmen korktuğun o gün.
Sen günden değil kendinden korktun hep.
Hep kendinden.
Ne olacak ki o gün geldiğinde?
Ne olabilir ki?
Bilmiyorsun.
Bilinmezlikten korkuyorsun.
Olup bitse, büyümese...
Bekledikçe büyüyen bir korku, erteledikçe artan bir gerilim.
O gün geldi.
Bekle.
Az daha.
Yüzleşmek istemediğin şeylerle yüzleş.
O gün geldi.
Kaçma.
Kaçarak bir sonu gelmeyecek.
Sabret.
O gün geldi.
Ağlama.
Sen korktukça canavar devleşecek.
Korkmuyorsun.
Neden korkasın ki?
Yüzleşmek kaçtığın bir şey olmadı hiç senin.
Şimdi neden kaçasın ki?
Kaçma.
Yüzleş.
Sonra da sil at.
Yok et.
Korkma.
Hepsi bugün, şimdi, burda bitecek.
- bitemedi.sen değil o yüzleşmekten korktu ve vazgeçti-
(02.06.2012-topluca yazı yazma gününde yazdığım bir yazı)
Hani uzun gibi olan bir süredir beklediğin o gün geldi mi?
Bekleyip beklemediğin önemli değil, o gün geldi mi?
İlla ki geleceğini bildiğin, sürekli ertelediğin o gün, korktuğun, gereksiz yere korktuğun, korkulacak bir şey olmamasına rağmen korktuğun o gün.
Sen günden değil kendinden korktun hep.
Hep kendinden.
Ne olacak ki o gün geldiğinde?
Ne olabilir ki?
Bilmiyorsun.
Bilinmezlikten korkuyorsun.
Olup bitse, büyümese...
Bekledikçe büyüyen bir korku, erteledikçe artan bir gerilim.
O gün geldi.
Bekle.
Az daha.
Yüzleşmek istemediğin şeylerle yüzleş.
O gün geldi.
Kaçma.
Kaçarak bir sonu gelmeyecek.
Sabret.
O gün geldi.
Ağlama.
Sen korktukça canavar devleşecek.
Korkmuyorsun.
Neden korkasın ki?
Yüzleşmek kaçtığın bir şey olmadı hiç senin.
Şimdi neden kaçasın ki?
Kaçma.
Yüzleş.
Sonra da sil at.
Yok et.
Korkma.
Hepsi bugün, şimdi, burda bitecek.
- bitemedi.sen değil o yüzleşmekten korktu ve vazgeçti-
(02.06.2012-topluca yazı yazma gününde yazdığım bir yazı)
Etiketler:
haykırmaca,
içimden bir ses,
topluca yazı yazma
Cuma, Mayıs 25, 2012
Olmadı Baştan...
Yani sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı? - Nazım Hikmet
Hayat bazen çok böyle değil mi?
İstiyoruz ve olmuyor diye, gözyaşı dökmek niye?
Karşılık beklemeden yapılmalı bence sevmek.
Sadece sevmek.
Nerde okuduğumu anımsayamadığım bir yerde diyordu ki, "ben sadece kendimden emin olabilirim seni sevdiğimden, sen istediğin kadar seni seviyorum de bana bunu kanıtlamayazsın" bu tarz bi yazıydı işte.
Doğru bence.
Sadece sevmekle yükümlüsün.
Karşı tarafa tek bir kelime bile edemezsin.
Etmemelisin de..
Öyle işte...
(anlatmak istediklerimi anlatamadığım çok saçma bir yazı oldu bu evet!)
Etiketler:
içimden bir ses,
saçmalamaca,
toplumsal kaygı
Şiir de okurum ki ben diyenlere...
Ayrıca Burdayım..
Etiketler
- içimden bir ses (77)
- deneme (43)
- haykırmaca (27)
- saçmalamaca (25)
- sevgili günlük (15)
- kurgusal saçmalamalar (6)
- masal (6)
- toplumsal kaygı (6)
- tavsiye (5)
- kurgusal gerçekler (2)
- sorular (2)
- veda (2)
- şiirmişcesine (2)
- cevaplar (1)
- devamı gelecek (1)
- mektup (1)
- pes etmişlik (1)
- tanımlar (1)
- topluca yazı yazma (1)